Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir…
Karşıyaka Spor Kulübünde ise kötü gidişatın düzelmesi adına değişen tek bir şey yok maalesef. Siz okurlarımla kısa süredir görüşmeyeli olan birkaç şeyden bahsedecek olursam; basketbolda transfer yasağı geldi-gitti, bu kez futbolda oyuncular antrenmana çıkmama boykotu yaptı-sonra bir toplantı ve özür geldi, 3 idareci maaşlarını alamadı ve kulüpten ayrıldı… Tabi arada kaçırdıklarım veya unuttuklarım da mutlaka vardır…
Bu haberlere normalde şaşırmak lazımken artık bizi şaşırtma özelliği dahi kalmayan bir niteliğe büründüler. Her yeni güne bunlara benzer haberlerle uyanmak alışkanlık oldu. Hatta neredeyse olaysız geçen bir gün olunca eksikliğini hisseder olduk. Latife yapıyorum tabii ki… Ağlanacak halimize gülme gayreti… Yine de Karşıyaka’nın büyüklüğü nedeniyle umutlarımızı koruyoruz tabii ki…
Cuma günü basketbolda çok iyi bir koçu olan (bence) ve güçlü bir rakiple karşılaşacağız. Rakip Beşiktaş… Karşıyaka da bu maça son transferle birlikte iki yabancı oyuncusu ile çıkacak. Çarşı grubundan da salona davet var. Bakalım ne olacak! Kazanılması zor olan ama söz konusu taraftarıyla birlikte bir bütün olan Karşıyaka olunca kazanılması imkansız olmayan bir müsabaka…
Zaten söz konusu basketbolsa Karşıyaka kadrosunun gücünden bağımsız olarak her an her şeyi yapabilecek bir basketbol kültürüne sahip olduğu için sıfır umut diye bir kavrama yer yok!
Futbola ekstra destek verip de ‘’basketbolda şampiyon bile olsan ne olur sanki’’ diyenlerin üst üste 3 yıl şampiyon olunarak Süper Lig’e çıkma inançları olduğuna göre basketbolda bulunulan Türkiye’deki en üst seviyedeki ligdeyken enseyi karartmak son derece mantıksız olur kanaatindeyim.
Umudumuz o ki her branşta layık olduğumuz seviyelerde yer alırız…
Bu arada voleybolda Zübeyde Hanım’ın kızlarının 4-6 Mart tarihlerinde Alanya’da oynanacak olan yarı final etabında elde edecekleri başarılarıyla yeniden Sultanlar Ligi’nde boy göstereceğine olan inancımız da tam. Kendileriyle büyük gurur duyuyoruz. Ne varsa salon sporlarında var adeta! Tabii ki de baştacımız, gözbebeğimiz yelken’i ve hatta tenisi de unutmadan…
Aslına bakarsanız tüm bu yazdıklarımın vardığı ilginç bir nokta da var; başarı sevilmenin gerekçesi olmayabiliyor… Futbola duyulan ilginin bunca başarılı branşımıza karşı duyulmuyor oluşundan hareketle bu tespiti yapıyorum. Bunun altında yatan bilimsel bir gerçeklik mi var, yoksa bunun altında yatan çok farklı nedenler mi var irdelemek lazım tabi… Ben orta halli zeka düzeyimle ve hayata olan dürüst bakış açımla bu paradoksu çözemedim o ayrı…
Bu arada bu yazı vesilesiyle bir taziyede de bulunmak isterim. Karşıyaka’nın eski sporcularından (basketbol, yüzme, yelken) ve başkanlarından (yelken ve tenis şube başkanlıkları ve kulüp başkanlığı) olan, basketbolda efsane şampiyonluğumuz olan 86-87 şampiyonluğunun kadrosunda oyuncu olarak bulunan kaptan Tuğrul Taşkıngenç’in de babası olan Çetin Taşkıngenç’i ne yazık ki kaybettik. Kendisine Tanrı’dan rahmet, ailesine sabırlar diliyorum.
Sağlıcakla kalın!...
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!