Asıl Acı Gidenin Ardından Değil, Kalanın Sessizliğinde Başlar
Bazı sorular vardır...
Ne mahkemeler cevaplayabilir onları, ne filozoflar, ne de yıllar.
Çünkü cevabı akılda değil, insanın en derin yaralarında saklıdır.
İşte o sorulardan biri de şudur:
"Gidene mi zordur, kalana mı?"
İnsanlar hep gideni konuşur.
Kim gitti...
Neden gitti...
Kimin suçu vardı...
Kim haklıydı...
Oysa kimse, kapı kapandıktan sonra içeride kalan sessizliği konuşmaz.
Çünkü gerçek acı, bavulunu alıp çıkıp gitmek değildir.
Gerçek acı...
Her sabah eksik uyanmaktır.
Bir zamanlar iki kişilik kurulan hayallerin tek kişilik mezarlığında yaşamaktır.
Aynı şarkıyı duyduğunda boğazının düğümlenmesi...
Aynı sokağa girerken adımlarının yavaşlaması...
Telefon her çaldığında, "Belki odur..." diye kalbinin bir anlığına hızlanmasıdır.
İşte kalan bunu yaşar.
Giden çoğu zaman arkasına bakmadan yürür.
Ama kalan...
Her gün dönüp aynı kapıya bakar.
Çünkü gitmek, bazen bir dakikalık cesaret ister.
Kalmak ise ömür boyu sürecek bir sabır...
Bir yük...
Bir yalnızlık ister.
Ne acıdır ki insanlar, terk edilmenin acısını anlatırlar da; terk edilmeye nasıl zemin hazırladıklarını hiç anlatmazlar.
İlgi göstermeyerek...
Dinlemeyerek...
Anlamaya çalışmayarak...
Sevgiyi alışkanlığa dönüştürerek...
Ve en kötüsü...
"Nasıl olsa gitmez." diyerek...
Oysa hiçbir insan bir günde gitmez.
İnsan önce susar...
Sonra yorulur...
Sonra vazgeçer...
En sonunda da sadece bedenini alıp gider.
Ruhu ise çoktan çekip gitmiştir.
İşte ayrılık tam da burada başlar.
Kapının kapandığı gün değil...
Kalbin kapandığı gün.
Hayat bize hep aynı dersi verir.
Bir insanı kaybettiğiniz gün değil...
Onun değerini anlamadığınız gün kaybetmeye başlarsınız.
Çünkü sevgi, ilgisizlikte nefessiz kalır.
Saygısızlıkta yaralanır.
Güvensizlikte kan kaybeder.
Ve sessizlikte ölür.
Sonra insanlar kader der.
Oysa adına kader dedikleri şey, çoğu zaman ihmal ettikleri sevgidir.
Bugün dönüp hayatınıza bakın.
Kim gitti?
Kim kaldı?
Ve en önemlisi...
Kim, sizin değişeceğinize inanmayı bıraktığı için arkasını dönüp yürüdü?
Belki de hayatın en acı gerçeği şudur:
Giden, yalnızca bir insanı terk eder...
Kalan ise, o insanla birlikte kurduğu bütün geleceği toprağa gömer.
İşte bu yüzden...
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Bazen giden kaybeder.
Bazen kalan.
Ama her ayrılığın ortak bir mezarı vardır.
O mezar, zamanında söylenmeyen "Seni seviyorum..."
Zamanında edilmeyen "Özür dilerim..."
Ve gurura kurban edilen sevgilerin mezarıdır.
Unutmayın...
Hiç kimse durup dururken gitmez.
Ve hiçbir ayrılık, valiz hazırlandığında başlamaz.
Ayrılık...
Bir kalbin, diğer kalpte kendine yer bulamadığını hissettiği ilk anda başlar.
Belki de bu yüzden asıl soru şu değildir:
"Gidene mi zor, kalana mı?"
Asıl soru şudur:
Birbirini bu kadar seven iki insan, birbirine nasıl bu kadar yabancı olabildi?
İşte cevabı en ağır olan soru da budur.