Sorumlusu aranıyor
Birazdan okuyacağınız hikayeler kurmaca değildir.
Yıllar önceydi. Karşıyaka Vapur İskelesi’nde Konak vapurunu bekliyordum.
İş çıkışı kalabalığında, ortaokul çağlarında olduğunu tahmin ettiğim bir kız çocuğu ile annesinin konuşmasına ister istemez kulak misafiri oldum.
Kız: “Anne, biliyor musun öğretmen bana ne dedi?”
Anne: “Ne?”
Kız: “Grip olanlar okula gelmesin.”
Anne: “Demek öyle dedi… Ben ona bunun hesabını sorarım.”
Öğretmenin amacı belliydi: Hastalık yayılmasın, diğer çocuklar etkilenmesin. Ama anne ile kızının gözünde bu bir suçtu. Öğretmen, çocukları koruyan biri değil; velinin çocuğunu dışlayan kötü niyetli biri hâline gelmişti.
Bir başka gün…
Akşamüstü, evimin alt sokağında bir anne ile küçük oğluna rastladım. Çocuk en fazla sekiz dokuz yaşlarındaydı. Korkmuştu. Anne ise oğlunu sokağa doğru ittirerek şöyle diyordu:
“Benimle yaşayacaksan benim kurallarım geçerli. Beğenmiyorsan işte sokak, git.”
Çocuk titreyerek cevap verdi:
“Tamam anne, senin sözünden çıkmayacağım.”
Anne ekledi:
“Babanın da.”
Çocuk:
“Anneannemin de… dayımın da…”
Anne:
“Evet, onların da.”
Bir başka gün bu kez tramvaydayım.
Yanımda yakın zamanda emekli olmuş bir öğretmen arkadaşım vardı. Tramvaya okul çıkışı kalabalığında yaklaşık yirmi lise öğrencisi bindi. Hepimiz ayaktaydık. Gençler yüksek sesle konuşuyordu.
Birden arkadaşım sert bir ses tonuyla çıkıştı:
“Çocuklar, ne kadar saygısızsınız! Size toplu taşımada yüksek sesle konuşulmaması öğretilmedi mi?”
Sonra içlerinden birine sordu:
“Senin not ortalaman kaç?”
Öğrenci:
“70.”
Öğretmen:
“Bu eğitim sisteminde sen 70 aldıysan aslında onun yarısısın.”
Çocukları herkesin içinde azarlamakla kalmadı; aşağılamış da oldu.
Tramvaydan inerken ona:
“Nasıl bağırdın çocuklara… kimse de bir şey diyemedi,” dedim.
Bunu övgü sandı. Gurur duydu.
Oysa ben tedirgin olmuştum.
Belki siz de benzer sahnelere rastlıyorsunuzdur. Belki de artık kanıksadık.
Ama gerçek şu: Çocuklar ve gençler; bazen anneleri, bazen öğretmenleri, bazen de hiç hakkı olmadığı halde kendini yetkili sanan yetişkinler tarafından sırf genç oldukları için azar işitiyor, aşağılanıyor, sindiriliyor.
Şiddetin her türüne maruz kalan çocuklar, zamanla şiddeti normalleştiriyor.
Sonra bu düzen içinde; gücü yetene yönelen, aşağılamayı terbiye sanan, korkutmayı otorite sayan yeni insanlar yetişiyor.
Bugün bir okulda korku salındığında sadece o günü konuşuyoruz.
Oysa o çocukların hangi duygularla büyüdüğünü, korkuyla mı, utançla mı, baskıyla mı yetiştirildiğini pek konuşmuyoruz.
Mesele belki de tam burada başlıyor.
İtaat ederek büyüyen, itaat ettirmeyi öğreniyor.
Ve sonunda suçu yalnız çocuklara yükleyip kendimizi temize çekiyoruz.