Emekli Albay Murat Yıldız'dan Çarpıcı Değerlendirmeler
Bazı söyleşiler yalnızca soru-cevaplardan ibaret değildir. Aynı zamanda birikimin, tecrübenin ve vatan sevgisinin satırlara yansıdığı önemli birer tarih kaydı niteliği taşır. Bu röportaj da tam olarak böyle bir anlam taşımaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde uzun yıllar ülkesine hizmet etmiş, komutanlık görevlerinde bulunmuş, bugün ise yazıları ve jeopolitik analizleriyle kamuoyunu aydınlatmaya devam eden Emekli Albay Murat Yıldız ile gerçekleştirdiğimiz bu kapsamlı söyleşiyi okurlarımızla buluşturmanın mutluluğunu ve onurunu yaşıyoruz.
Askerlik mesleğinin kazandırdığı disiplini, devlet tecrübesini ve düşünce dünyasını kalemine taşıyan Sayın Yıldız, ülkemizin güvenliği, dış politikası, Cumhuriyet'in temel değerleri ve Türkiye'nin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini samimiyetle bizlerle paylaştı.
Yoğun programı içerisinde bizlere zaman ayırarak görüşlerini paylaşan Sayın Murat Yıldız'a en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böylesine değerli bir isimle söyleşi gerçekleştirmek, gazetemiz adına olduğu kadar okurlarımız adına da önemli bir kazanımdır.
Kendisine sağlık, huzur ve başarılarla dolu uzun bir ömür diliyor; bilgi ve tecrübeleriyle ülkemize ışık tutmaya uzun yıllar devam etmesini temenni ediyoruz.
Keyifli okumalar.
1) Murat Yıldız, kimdir? Kendinizi okurlarımıza tanıtır mısınız? Emekli subay, düşünür ve yazar olarak temel değerleriniz nelerdir?
1968 Balıkesir doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Balıkesir'de tamamladım. 1987 yılında Maltepe Askeri Lisesi'nden, 1991 yılında ise Kara Harp Okulu'ndan Topçu Subayı olarak mezun oldum.
Çeşitli birliklerde (Topçu, Jandarma, Piyade) takım, bölük, tabur komutanlığı, İsth. Ş. Md. ve Alay Komutanı olarak 13 bölge ve 20 ayrı birlikte görev yaptım.
En başarılı Alay Komutanı seçildiğim 2020 yılında YAŞ kararlarıyla emekli oldum.
Hâlen uluslararası alanda Türk Denizciliğini temsil eden ve Türkiye'nin Jeopolitik menfaatlerini savunan MarineDealNews Gazetesi'de yazarlık ve askeri danışmanlık yapmaktayım.
2. MarineDealNews’teki yazılarınızdan ve “Savaşın Dumanı Altında” gibi çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Son dönemdeki ülkemizde oldukça yakından ilgilendiren jeopolitik konuları nasıl değerlendiriyorsunuz?
2024 yılından itibaren Atatürk Milliyetçiliği çizgisinde olan MarineDealNews Gazetesi'nde haftalık makaleler ve Jeopolitik konularda analizler yazıyorum.
Arada "Ufuk Hattı" adı altında video programları ile jeopolitik ve siyasi analizlerimi paylaşıyorum. "Savaşın Dumanı Altında" yazı serim ile İran-ABD/İsrail Savaşı'na dair analizlerimi paylaştım. Bu güne kadar bu konuda 13 yazı yazdım.
Savaş hakkındaki değerlendirmelerimin bir kısmının gerçekleşmesi bu yazılarımı belirli çevrelerde popüler hâle getirdi. Daha çok askeri, jeopolitik ve siyasi konulardaki değerlendirmelerimi yazıya döküyorum.
Sorunun ikinci kısmı çok uzun bir değerlendirme gerektiriyor. Kısaca baktığımızda Türkiye 5 önemli Jeopolitik durumun etkisi altında.
İkisi Türkiye'nin direk meselesi diğer 3 konu ise bölgesel konular. Ege ve Kıbrıs konusu direk taraf olduğu jeopolitik hususlar. İran-ABD/İsrail Savaşı, Suriye sahasındaki gelişmeler, Rusya-Ukrayna Savaşı bölgesel etkisi altında kaldığımız jeopolitik durumlar. Her birinin ayrı ve kendi içinde özel dinamikleri var.
Her bir jeopolitik durumun askeri, ekonomik, sosyal ve ikili ilişkiler yönünden etkileri oluyor. Her bir durum için ülke menfaatlerini koruyan ve geliştiren politikalar üretilmeli. Kendi içinde ayrı ayrı değerlendirilmeli ve daha sonra bağlantılarına göre politikalar üretilmelidir.
3. Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yıl dönümünde, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını ve tam bağımsız Türkiye idealini nasıl görüyorsunuz? En büyük risk ve fırsatlar nelerdir?
Türkiye'nin ikinci yüzyılına maalesef millî güç unsurları tarafından bakıldığında çok güçlü bir şekilde giremedik. Ekonomik olarak sıkıntılıyız, enflasyon problemini bir türlü halledememiş durumdayız.
Dünya da enflasyonu en yüksek ilk 4 ülke içindeyiz. Yıllardır savaşan Rusya ve Ukrayna'nın dahi enflasyonu bizden çok düşük. Ekonomik gücü zayıf olan ülkelerin uluslararası alanda başka ülkelere bağımlılığı artıyor. Bu da tam bağımsızlık ilkesinin önünü tıkıyor.
En büyük tek riskten ziyade en büyük birkaç riskten bahsetmek gerekir.
Ekonomik kırılganlık, Kıbrıs'taki gelişmeler, bölgesel savaşın yayılma ihtimali bunların başlıcaları.
Türkiye maalesef mevcut politik bakış açısıyla fırsatları kovalayan bir bakış açısına sahip değil. Bu nedenle fırsat yaratıp bunları değerlendirebilecek yapımız yok. Fakat jeopolitik gelişmeler bize zorunlu fırsatlar verebilir. Hürmüz Boğazı'nın etkisini kaybetmesi ve güneydeki limanlarımızın daha popüler olması gibi. Bununla beraber Suriye ve özellikle Irak'taki gelişmeler yakından takip edilmelidir.
4. Terörsüz Türkiye süreci ve yasal düzenleme hazırlıklarını (Meclis komisyonu, çerçeve yasa) nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmiş açılım süreçlerinden ne gibi dersler çıkarılmalı?
"Terörsüz Türkiye" diye adlandırılan ikinci çözüm sürecine ilk günden beri karşıyım.
Terörün bittiği, PKK'nın narko-terör örgütü olarak tükenmeye başladığı bir dönemde böyle bir süreç terör örgütüne can damarı oluyor. Hele ki teröristbaşının muhatap alınması bir nevi akıl tutulması.
Bunu süslü cümlelerle "analar ağlamasın", "Şehitler gelmesin" gibi sloganlar ile anlatmak da ayrı bir facia. Sanki Türkiye Cumhuriyeti savaşı kaybetmiş de çözüm arar gibi bir yaklaşım.
Çok rahatsız edici ve özellikle bizim gibi terörle mücadelede bulunmuş askerler ve şehit aileleri, gazilerimiz için onur kırıcı, yaralayıcı bir süreç. Teröristler ile müzakere kabul edilemez.
Bir taraftan ülke içinde terörist kalmadı, terörist örgüt eylem yapamaz halde diyerek diğer taraftan vatan haini örgüte af yolu açmak çelişen bir durum değil mi?
Şuan hapishanelerde bulunan hükümlülerin yüzde 99'u PKK'lılardan daha basit suçlar işlemişlerdir. Ülkesini yıkmak için silahlı eylem yapan, masum insanları, silahsız öğretmen, memur, doktor, hemşireleri, bebekleri dahi katleden bir örgüte af istemenin akılla izahı olamaz.
Önceki çözüm süreci de bitmiş bir örgüte cesaret vermiş, toparlanmasını sağlamıştı ve 794 şehit verilerek örgüt etkisiz hale getirilmişti. Bunlar unutulmamalı.
5. “Terörist kravat takınca devlet adamı olmaz” vurgunuz doğrultusunda, terör örgütüyle normalleşme mümkün mü? Kırmızı çizgileriniz nelerdir?
Evet "terörist kravat takınca beyefendi/hanımefendi olmaz, devlet adamı olmaz."
Hangi birikimi ve aldığı eğitim veya terbiye ile beyefendi/hanımefendi veya devlet adamı olacak?
Kimse Collani (Şara) örneğini vermesin. Trump ile görüşmekle devlet adamı olunmuyor. Ülkesinin hangi çıkarını korumuş? Diğer ülkelerin güdümüyle hareket ediyor. Suriye'de olan her şey dış etkenler ile oluyor. Bizim içinde aynısı geçerlidir. İnsanları katleden bir caniden devlet otoritesine uymayı beklemek hayalden ötedir.
Tek bir kırmızı çizgim var terörist muhatap alınmaz, cezası neyse verilir.
Türk Devleti kendine sığınana merhamet göstererek yüceliğini her daim göstermiştir. Bundan ötesi aşırılıktır.
6. Gazilerin ve şehit ailelerinin hassasiyetleri, son eylemleri ile emekli subayların orduevi gibi kısıtlamalara ilişkin yaşadıkları sorunlar hakkında ne yönde görüş belirtirsiniz?
Şehit aileleri ve gazilerimizi anlamak için illaki empati yeteneğine sahip olmaya gerek yok. Akıl ve mantıklı yaklaşım şehit aileleri ve gazilerimizi anlamaya yeter. Bu sürece karşı çıkmak için illaki şehit ailesi, gazi veya terörle mücadele etmek gerekmiyor. Eğer vatanseverseniz bu sürecin işleyişinden hicap duyarsınız.
Gaziler için durum daha da vahim tabii. Vatanı için canının bir parçasını vermiş insanları hak aramak mecburiyetinde bırakamazsınız. Asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşa mahkûm edemezsiniz. Teröristlere hak vermek için uğraşırken Gazilerimizi görmemezlikten gelemezsiniz.
Orduevi yasakları maalesef kanun ve yönetmeliklere uygun işlemediği kanaati kamuoyunda oluştu. Emekli bir asker hukuk karşısında sivil, MS Bakanı sivil. Bunlar arasında ki münasebet veya görüş ayrılığı hukuka uygun değilse mahkemeler karar verir. MSB nihayetinde siyasi bir kişilik. Aynı siyasi görüşü paylaşmak ve sessiz kalmak zorunda mıyız? İleride bunların dönüşleri farklı olabilir diye düşünmek gerekir.
7. Son dönemde TSK’daki emeklilikler, yapısal değişiklikler ve liyakat tartışmalarının ordunun gücüne etkisini değerlendirir misiniz?
Bu sorunuza çok kısa cevap vermek istiyorum.
TSK'nın her ferdi çok önemli ve değerlidir.
TSK, vatanın teminatıdır ve en önemlisi geleneksel yapısı ile dünya ordularının her zaman örnek aldığı bir ordudur.
Geleneksel yapısına sadık kalınmalıdır.
8. Anayasa değişikliği ve yeni yasal düzenlemelerde laiklik, üniter yapı ve tam bağımsızlık ilkeleri korunmalı mı? Neden?
Yeni anayasa gündemden düşmüyor. 1982 yılında halk oylaması ile kabul edilen 174 maddelik Anayasa 150 küsür maddeye düşmüş, değişmeyen sadece 103 maddesi kalmış.
Öncelikle "yeni anayasa" diyenlere şunları sormak isterim; mevcut anayasanın neresinden rahatsızsınız?
İkinci sorumda; değiştirmek istediniz de neyi değiştiremediniz?
Bu nedenle anayasa değişikliği isteyenlerin niyetini çok iyi görmüyorum.
Laiklik dini özgürlük ve dinin teminatıdır. Anayasanın temel maddelerinden ve aynı zamanda Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinde yer alan bir temel husustur.
Bununla birlikte anayasa değişikliği isteyenlerin hedefinde ulus devlet bulunmaktadır. "Türk, Kürt, Arap" söylemi kucaklayıcı değil ayrıştırıcıdır.
Yine kuruluş felsefesinde bulunan ulus devlet ve üniter devlet anayasa için vazgeçilmez unsurlardır. Yoklukları kargaşa, terör ve bölünme tehlikesi yaratır.
9. CHP’deki iç gelişmeler ve genel siyasi normalleşme çabalarını nasıl buluyorsunuz? Ve diğer siyasi partileri ve gelişmeleri nasıl görmektesiniz?
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri Türk Siyasi hayatı çalkantılı dönemler yaşamıştır.
15 Temmuz sonrası referandum ile partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi ile birlikte devlet olanakları tamamen bir parti kontrolüne geçmiş oldu. "Devlet aklı" denen partiler üstü kurumsal yapı hızla yok oldu. Bu da siyasi hayatı direk olarak etkiledi.
CHP'deki bölünme de hukuksal hatalar yapıldığı kanaatindeyim. Siyasi partiler, siyasi partiler kanununa göre kurulan ve çalışan dernekler. Kurultayları dâhil seçimler ile ilgili hususlara ise YSK bakıyor. Fakat burada başka bir mahkeme kararı var. Bu da YSK'nın yetkisini kullanmak olmuyor mu?
Benim anladığım bu. Farz edelim herşey hukuki. Sayın Kılıçdaroğlu kurultaya gider ve aday olur partiyi de bu hengâmeden kurtarırdı. Herşeyi yaptı bunu yapmadı. Oysa delegelerin büyük çoğunluğu kendi seçtiği delegelerdi. Kılıçdaroğlu antidemokratik uygulamanın parçası olmayı seçti.
10. Emekli subayların hakları, ihraçlar ve sosyal tesis kısıtlamaları konusundaki tecrübeleriniz ne gösterdi?
Emekli subaylar emekli memur statüsünde. Dolayısıyla diğer emekli memurlardan farklı özel bir durumları yok. Sosyal tesis kısıtlamaları ise kanun ve nizamlara uygun şekilde yapılmalı. Aksi hukuksuzluk herkesi rahatsız eder. Bumerang gibidir adaletsizlik. Gün gelir sahibini bulur.
11. Hangi kitaplar, ilkeler ve tarihi olaylar düşünce dünyanızı şekillendirdi? Gençlere önerileriniz nelerdir?
Tabii ki Nutuk ilk sırada.
Bastığımız toprağı anlamak için başucu kitabımız olmalı.
Ziya Gökalp "Türkçülüğün Esasları" ve Montaigne "Denemeler" de beni en çok etkileyen kitaplardır.
Bunun yanı sıra şu sıralar çok okumaya fırsatım olmasa da yazar okumayı severim. Yani bir yazarın çoğu kitabını ard arda okumayı severim.
Gençlere tavsiyem vatanlarını milletlerini tutkuyla sevmeleri, doğruyu seçmeleri Atatürk'ün izinden gitmeleri, akıl ve bilimi esas almaları, çalıştıkları kurumlara aidiyet hissetmeleri ve çok çalışmalarını öncelikle tavsiye ediyorum.
12. Türk Milleti’ne ve özellikle gençlere mesajınız nedir? Terörsüz, güçlü ve tam bağımsız bir Türkiye için ne yapılmalı?
Yüce Türk Milleti’ne mesajım etnik ve mezhepsel farklılıkları akıllarına dahi getirmeden Türk Milleti’nin bir ferdi olmanın gururu ile hareket etmeleridir. Birlik ve beraberlik içinde akılın ve bilimin önderliğinde bu milletin her zorluğun üstesinden geleceğine inansınlar.
Umut her daim var. Kuvva 1 e kırılana kadar.
Başta siz olmak üzere Karşıyaka Haber Gazetesi çalışanlarına teşekkür ve saygılarımı sunuyorum.