⚡ Son Dakika

Bu ne sevgi?

Avni ERBOY Avni ERBOY 🕐 11 Nisan 2026
Bu ne sevgi?

Siz sevgiyi nasıl tarif edersiniz? Bilemem. 
Sevgi, insanın gözlerinle değil, kalbi ile gördüğüdür… 
İçi sevgi dolu insandan kötülük beklemek hayalciliktir. Onun sevecen bakışları yüreğindeki ses olup, karşısındakini kucaklar…
İnanın bu yaşıma kadar sayısız başkanla bir arada oldum. Siyasetten tutun da, STK, vakıf, spor kulübü, TMOK, çeşitli dernek, belediye ve federasyon başkanlarını izledim. Bazılarıyla yan yana dolaştım. Ama böylesini ilk kez gördüm desem abartmamış olurum.
Çarşının ortasında o kalabalıkta annesinin yanından koşup da “Başkanım!.. Başkanım!..” diye sarılışı vardı ki; bu tabloyu nasıl anlatacağımı bilemiyorum…
Küçük sporcu kızın “Beni hatırladınız mı? Kahramanmaraş yarışında birlikte fotoğraf çekilmiştik” derken yüzündeki tebessüm adeta iç güzelliğini yansıtıyordu. Neredeyse, mutluluktan kanatlanıp uçacaktı…
Başkanın aynı sevecenle “hatırlamaz olur muyum? Sana ne söylediğimi bile hatırlıyorum. Sen gelecekteki şampiyonlarımızdansın demedin mi?”
Küçük sporcunun bir kez daha duyduğu sözlerle mutluluğu kat be kat artarken, anne ve babası, başkana nasıl teşekkür edeceklerini bile bilemedi… Onlar için bu tablo şampiyonluktan da önemliydi! 
Yarışma boyunca, Ege Bölgesinin en yüksek (2571 metre) dağı olan Honaz Dağı’nın kar manzaralı yamacındaki ormanın içinde, yerdeki balçık çamura aldırış etmeden yürürken, şiddetli rüzgârda üşüdüğünü hissettirmeyen, önce kar suyu, sonra sağanak yağmurda ıslanan başkanın “çocuklara bir merhaba diyelim” duygusuyla adımlarını geri atmaması alkıştan da öte; örnek ve takdire şayan bir olay!..
Bunun karşılığında da; başkanı gören çocukların etrafını sarması, ağabey, baba, dede şefkatiyle onlara sarılması “helal olsun”dan çok çok fazlası!..
Çektirmek istedikleri bir fotoğraf, sadece bir anıdan ibaret değil. Yaşamın gerçeği, sevginin kendisi… 
Şimdi size böyle bir tablo (kar, soğuk, rüzgâr, yağmur, balçık çamur) sunsalar, alanda ve parkurda sporcularla birebir muhatap olup, hal hatır ve isteklerini soran bir federasyon başkanı var deseler inananız gelir mi? 
Yine yazanın abartısından söz edersiniz değil mi?
Yanılıyorsunuz.
Nedeni de gözlerinizle görmediğiniz, kulaklarınızla duymadığınız ve o anı yaşamadığınız için böyle kanıya kapılıyorsunuz… 
Böyle bir başkan var. Türkiye Oryantiring Federasyonu Başkanı Atilla Güler’den başkası değil bu…
Örnek bir spor adamı.
Harika bir insan.
Mükemmel başkan.
Her şeyden önemlisi de “adam gibi adam…” Hani derler ya; “10 Numara, 5 Yıldız.” Aynen öyle…
İnanmayacaksınız ama çocukların tertemiz duygularla ona sarılmasını her gördüğümde söylediğim tek kelime oluyordu: “Bu ne sevgi?..”
Merak etmeyin, kıskananlar çatlıyordur!  
Denizli’deki Türkiye Oryantiring Şampiyonası’nda 3 gün boyunca gözlerimle gördüğümden öte edindiğim izlenimden söz ediyorum…
Sadece çocuklar mı?
Hayır.
Yöneticiler, federasyon çalışanları, hakemler, haritacılar, etkinlik görevlileri, gönüllü ordusu… Özellikle de veliler son derece mutlu. Bir spor organizasyonunda huzurlu ortamı, gülen yüzleri görmek insanı da keyifli kılıyor. Huzurlu oluyorsun. Hele bu doğayla iç içe bulunduğu bir dönemdeyse de, insan sağlığına bir de neşe katıyor…
Kısa bir araştırmamda; Atilla Güler’in başkanlığa seçildiği günden itibaren başlayan değişim, yüzünü tamamen göstermiş. Asık suratlarının yerini; mutlu ve gülen insanların portreleri almış. Sporcular ve onları yetiştiren aileleri, antrenörleri, kulüp yöneticileri kıvanç duyan insanların bir mutluluk şelalesine dönüşmesi elbette bazılarının da canını sıkmış, keyfini kaçırmış… Eski düzene alışkın olanları oldukça da rahatsız etmiş. 
Bunları duymak, hissetmek olasılık dahilinde ancak bugünkü federasyon bal yapan arılar gibi çalışırken, onlar eşek arısı misali sokmanın fırsatını kolluyor. Ama nafile!..
Artık dönem değişmiş… 
Konuyu bu noktaya getirdiğimizde, “geçmiş dönemlerdeki yarışlara gelseydiniz, size söylediğimiz o sıkıntılı sahnelere şahit olacaktınız. Dünle bugünün arasındaki farkı görecektiniz” diyenler çoğunluktaydı…
Ben farkı görmesem, neden farklı yazayım?
Görmemek için de, kör olmak gerekir. 
Elbette geldim. Gördüm, yaşadım…
Bardağın dolu tarafı gibi boş bölümüne de bakmak gerekirse, kıskananları görebileceğiz. Bunlar insanın olduğu her yerde olası…
Elbette “Kıskananlar çatlasın” diyenler çoğunlukta. 
Biz her zaman sporun güzelliklerinden yanayız.
Dünya, Avrupa ve Türkiye Fair Play Ödüllerini alan ender spor adamı ve gazeteci olarak şunu söyleyebilirim ki; herkesi fair play ruhu ve sevgi ile kucaklıyor, onları da bağrımıza basıyoruz. Unutmasınlar. Onlar içten içe sporda söndürmeye çalıştığımız nifak tohumlarını yine gizli gizli ekmeye çalışmaya devam ederler, huzur kaçırmak için sinsi davranırlarsa, bu konuda asla izin çıkmayacak. Bunu da beyinlerine yerleştirsinler. Çünkü spor güzel insanların işi. 
Tek söyleyeceğim şudur ki; güzelleşsinler... Kini, nefreti, sokak ağzını, duyduklarıyla hareket etmeyi, dedikodu üretmeyi, geçmişteki gibi… Gibileri de bıraksınlar. Suyun taşıyla suyun kuşunu vurmanın gayreti içinde olmasınlar. Yorulurlar, üzülürler…  
Varsa kafalarındaki şeytani düşünceleri yok etsinler!..
İngiltere Avam Kamarası'nda uzun yıllar milletvekilliği yapan İrlandalı-İngiliz siyasetçi, yazar, hatip, siyaset kuramcısı ve filozof olan Edmund Burke “Şeytanın zaferi için gerekli olan tek şey, iyi insanların boş oturmasıdır” demiş. 
Bu sözü kulağına küpe yapacak olanlar şunu unutmasın ki; başkan Atilla Güler asla boş oturmuyor… Yaptıkları yapacaklarının garantisi… 
Yazıyı Furkân Suresi 29. Ayetinden bir alıntı ile noktalamak istiyorum: “Şeytan insanı uçuruma sürükler, sonra da yüzüstü bırakıp rezil rüsva eder.”
O nedenle de içinizdeki şeytanı dinlemekten vaz geçin, sporun güzellikleriyle gününüzü gün edip, spora güzel hizmet veren başarılı insanlara destek olun… 
Başkanın uzattığı gülü alın ama dikeniyle saldırmayın!..
 

Avni ERBOY
Avni ERBOY
Köşe Yazarı
Tüm yazılarını gör →