Bizi kandırarak süreci ilerlettiler...
Türk rap müziğinin genç isimlerinden Tuğçe Ayşe Güler vefat etmiş. Öncelikle kendisine Allah’tan rahmet ve sevenlerine de sabırlar diliyorum…
Ben kendisinin adını ilk defa duydum. Sahne adı olarak da ‘’Aishe’’ ismini kullanıyormuş. Vefat haberini okuduğum gazetede bir de ablasının vefatı ile ilgili olarak kardeşinin yaptığı açıklama yer alıyordu. Açıklama şöyle;
‘’Ben kardeşiyim. Ablam vefat etti. Başımız sağ olsun. Ablam kulak enfeksiyonu geçirdi, ardından yüz felci yaşadı. Ameliyat oldu, iyiydi ve taburcu olup eve geçti. Bu süreçte verilen kortizon tedavisi vasküliti tetikledi. Tekrar ameliyata alındı ve maalesef kalbi durdu. İhmal sonucu yaşandı hepsi. Kortizonu bir anda bıraktırdılar, vasküliti tetiklendi. Acile gittik ama yan etki diyerek gönderdiler. Tekrar fenalaşınca 2’nci acilde yatış verdiler ve 4 gün boyunca teşhis koyamadılar ve tedavi de görmedi. Servisten sonra daha da kötüleşince yoğun bakıma kaldırıldı. Ben en başından beri Behçet dememe rağmen 1 haftalık süreçte hiçbir şey yapılmadı ve bizi kandırarak süreci ilerlettiler. Romatoloji ölümünden 1 gün önce tanı koydu fakat çok geçti ve ihmal edilerek vefat etti’’.
Acılı bir kardeşin feryadı olarak değerlendirilip üzerine yorum yapılmayabilir aslında… Ama her sevdiğini kaybeden, duyduğu acının sorumluluğunu sağlık çalışanlarına, doktorlara yüklememeli!
Yazıdaki bazı ifadeleri ben mesleğim hekimlik iken anlamakta, yaşanan ölüm ile bağlantı kurmakta güçlük çektim doğrusu. Çünkü ben Genel Cerrah’ım ve branşım itibarı ile branş dışı hastalıklar konusunda genel tababet bilgilerim dışında profesyonel bilgi dağarcığım yetersiz kalacağından dolayı genel hekimlik kimliğimle bile böylesi durumları yargılayamıyorum. Ancak kendisi sağlık çalışanı olmadığı halde veya sağlık üzerine eğitim almamış bir hasta yakını olarak teşhis koyabiliyor, tedavi verilmediğini anlayabiliyor, kortizon kullanımı hakkında engin bilgi sahibi olabiliyor…
Bu serzenişleri yaparken de toplum genelinde sağlıkçılara karşı zaten var olan ön yargı ve kötü davranış biçimini daha da körükleyebileceğini maalesef düşünmüyor…
Yazı içerisindeki ayrıntıları burada yazılanlara bakarak haliyle doğru düzgün yorumlayamam, ancak bu yazıdan anladığım kadarıyla hastaya sahip çıkılmış, yatış verilmiş ve ileri tetkik ve tedavi için de çaba harcanmış. Bir kere konunun bu kısmı bile çok mühim…
Sonrasındaki süreçte yaşananları ise konunun her iki tarafını da dinleyerek değerlendirmek lazım. Aslında, bu yazıdan sonra hastanın tedavisini yapma gayretinde olan ekibe de söz hakkı doğuyor. Oysa ki kederli aile acısını yaşarken seçilen üslup bu olmasaydı çok daha iyi olurdu…
Doktorların yüklendiği sorumluluk ile ilgili bazı rakamsal verileri sizlerle paylaşmak isterim. Son verilere göre Türkiye’de yıllık toplam hekime müracaat sayısı 1 milyar 47 milyonun üzerinde. Bu verilere göre ülkemizde kişi başı hekime müracaat sayısı 12,2 seviyesindedir. Bu oran Avrupa Birliği ortalamasının yaklaşık 2 katı kadardır. Uluslararası istatistiklerde Türkiye kişi başı başvuru sayısında Güney Kore’nin ardından dünyada 2’nci sırada yer almaktadır…
Bunca yoğunluk içerisinde, gerekliliği tartışılır seviyede ve biraz da Türkiye’de hekime erişimin çok kolay olmasından kaynaklı olarak, şöyle bir hava almaya çıkmışken bile dur hadi hastaneye de bir uğrayayım şeklinde başvuranlarla da ayrıca zaman ayırıp ilgilenmek zorunda kalırken yine de Türk hekimlerinin teşhis ve tedavideki çok az hata payıyla elde ettikleri başarılar ülkemizde olmasa bile dünya genelinde takdir görmektedir. Bundan emin olabilirsiniz…
Dolayısı ile ablasını kaybeden acılı bir kardeşi her ne kadar anlamaya çalışıyor olsam da her yakınını kaybedenin kalkıp da bunun sorumluluğunu hekim sorumsuzluğuna bağlamasını ne yazık ki aynı anlayışla karşılamakta güçlük çekiyorum… Hele ki; ‘’bizi kandırarak süreci ilerlettiler’’ ifadesine hoşgörü ve anlayışla bakabilmek çok zor!
Sağlıkçılara karşı ‘’iyi olunca Allah’tan, kötü olunca sizden’’ bakış açısının hızla azalarak bitmesi temennilerimle…
Sağlıcakla kalın!..