Ailelerin zorlu maratonu
Öğrenci ve ailesi için zorlu maraton olan YKS, LGS sınavları bitti. Şimdi ailelerin sınavı başladı. Üniversite ve bazı liselerin öğrencileri merkezi sınavla yerleştiler.
Büyük küçük fark etmez oldu. Çocuğu il dışına gidenlerin vay haline, Asgari ücretli, memur maaşı ile dışarda öğrenci okutmak deveye hendek attırmaya dönmüş. Geçen yıl çok öğrencinin kayıtlarını dondurdukları, okula devam etmedikleri haberlerde sıkça dinledik. Şimdi de TV’lerde İstanbul’daki ev kiralarını izledikçe içim acıyor. “Hayvan bağlasan durmaz” denilen yerleri bile öğrencilere 30 bin lira kiraya veren vicdansızlara ne demeli?
Anadolu liselerinin çoğu ortaöğretim başarı puanı ile öğrenci alıyor. Ekonomik krizin başlamasından bu yana özel okulların fiyatlarının astronomik düzeylere çıkmasından dolayı veliler, revaçtaki bazı devlet okullarına yöneldi. Bu ortaokullara ve ilkokullara kayıt ücretleri de geçen yıl 200 bin liraları buldu. Özel okullara kayıt yapmayanlar için bu paralar çok değildi ama garibana çok büyük paraydı. Bunun adı okula bağış oldu. Velileri bağışlara okul müdürleri değil de okul aile birlikleri tarafından zorlandığı sözleri bana da çok çirkin gelmişti. Okulun yönetiminin okul aile birliklerine geçtiği şeklinde yorumlayanlar çok oldu. Her bakan kayıt döneminde TV’lere çıkar, kayıt parası alanı bize bildirin der ama adı bağış olunca herkes sıyrılır.
Öncelikle şunu söyleyeyim; okula bağışa karşı değilim. Ama bağışa zorlamaya karşıyım. Bakanlık hizmetli atamalarını yapmıyor, güvenlik görevlisi kadroları yok, temizlik malzemelerini yeterince sağlamıyor. Okul müdürü ve öğretmenlerin aldığı ücretler, sendikalar, mevcut sendika hakları, TÜİK sayesinde malum. Bu eğitimci kadrosu bunları sağlamak isterse maaşları yetmez.
Toplanan bağışların elden değil mutlaka banka hesabına yapılması gerekir, bağışları ve yapılan harcamaları birim fiyatları ile gösterir liste ile okul veli toplantılarında veliler bilgilendirilmeli.
Bu yıl işler biraz değişti. Bakanlık arada güzel işler de yapıyor hani. Bu kayıt döneminde bence güzel bir uygulama getirdi. Nisan ayından sonra adres taşıyanlar, anne baba ayrı yerde gözükenler, taşınan adreste farklı soyadı taşıyanlar kırmızı çizgi yiyor. Bu uygulama 15 günlük padişahlığa soyunan, telefonlara çıkmayan okul müdürleri için iyi olmadı. Çünkü İlçe Milli Eğitimde kurulacak komisyonlar tarafından bu kayıtlara karar verilecek.
Bu arada Allah İlçe Milli Eğitim ve okul yöneticilerine sabırlar versin. Kayıt döneminde en üstten en alta kadar görevdeki siyasi partililer, üst düzey bürokratlar, eş, dost, ahbaplar bu yöneticileri canlarından bezdiriyor. Bir okul müdürü arkadaş bana dert yanıyordu bu yıl 150 öğrenci alma kapasitemiz var ama 370 adres kaydı taşınmış. Okul çevresindeki çocukları kayıt etmeden yüksek bağış! İle adres taşıyanı kayıt etmek hangi vicdana sığacak.
Neyse ki. Audrey Hepburn’un “Hayat bana ne yaşatırsa yaşatsın, karşıma ne kadar kötü insan çıkarsa çıksın, ne kadar canım acırsa acısın, şu üç şeyden asla vazgeçmeyeceğim. Kendim olmaktan, iyi olmaktan ve nefes aldığım her saniye için mutlu olmaya çalışmaktan...!” sözünü yaşam felsefesi kabul eden elleri öpülesi çooook öğretmenlerimiz ve eğitim yöneticilerimiz var.
Yaşanılır bir ülke istiyorsak sağlam çocuklar yetiştirmeliyiz. Yetişkinleri, özellikle şimdiki yetişkinleri düzeltmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Bilgisi yok, fikri çok insanların yaşadığı bir toplum yaratıldı. Kişiliği gelişmemiş bazı insanlara kapasitesinin üstünde görevler verilince de ne oldum delisi oldular. Okul seçerken “Ülkeme ne katabilirim değil ne kapabilirim” diye düşünen bir gençlik ile karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım.
Dostoyevski o kadar güzel söylemiş ki “Sağlam çocuklar yetiştirmek, bozulmuş yetişkinleri düzeltmekten daha kolaydır”
Eğitim sisteminin dışına çıkarılan her bireyin potansiyel bir tehdit oluşturacağını, bu tehdittin çocuklarımız ile birlikte yaşayacaklarını unutmayalım.