Bugun...
11-11-2015 12:05:00 büyüt küçült

Yrd. Doç. Dr. Gülnur ERCİYEŞ

Kalbim Bosna'da kaldı...

Bosna. Acıların, sevinçlerin, nefretlerin ve hüzünlerin birlikte yaşandığı; insana her iki uçtan duyguları aynı anda hissettiren bir coğrafya. Osmanlı’ya ihanet etmeyen tek toplumun  Boşnaklar olduğunu biliyor muydunuz?  Bosna’daki Osmanlı hâkimiyeti 1463 yılında başlıyor. Fetihten sonra İgman dağının eteklerindeki ovaya gelen Fatih Sultan Mehmet, bölgeyi çok beğenir ve ovaya bir saray kurulmasını emreder. Ovaya hem saray hem de bir şehir kurulur. Şehrin adı da Sarayova olarak kalır. Bugün Bosna’nın başkenti konumundaki Sarayova ya da Türkiye’deki yaygın kullanımı ile Saraybosna’nın hikâyesi böyle başlıyor. 1464'ten 1878 yıllarına kadar Osmanlı’nın elinde kalan Bosna ve Hersek,  bu yıllarda yapılan anlaşmayla Avusturya'ya kiraya verilmiş. Sonrasında Osmanlı'nın eline bir daha geçememiş ve karışıklıklar ve mazlumiyetlerle dolu yıllar başlamış Boşnaklar için.

Bosna’da her yerde karşınıza Fatih’in fermanı çıkıyor. Fetihten sonra bölgede yaşayan bütün farklı ırk ve din mensuplarının can ve mal güvenliklerinin kendi güvencesi altında olduğunu anlatan ferman, Avrupa’nın karanlık dönemini aydınlatan bir insan hakları beyannamesi konumunda. Fatih’in fermanı okuttuğu alana toplanan 30 bin Boşnak’ın topluca Müslüman olması da, yine ülkede en çok dinleyeceğiniz hikâyelerden biri. O dönem Müslümanlığı seçen Boşnaklar, yakın tarihimizde bu tercihin bedelini çok ağır ödese de, dinlerine de Osmanlıya da sahip çıkmaya devam ediyor.

Bosna’dan Osmanlı sarayına, 9 veziriazam ve 77 vezir yetişmiş. Bunların en meşhuru Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa. Bu topraklar yüzyıllar boyunca Osmanlı’ya devlet adamı yetiştirmiş. Sarayova gerçekten eski bir Osmanlı kenti görünümünde. Tarihi doku Türkiye'deki Osmanlı eserlerinin yoğun olduğu şehirleri hatırlatıyor. Başçarşı'sı, Gazi Hüsrev Paşa camisiyle adeta bir Osmanlı şehrinde dolaşıyorsunuz. Eski evleri, minik ahşap kepenkli, eski oluklu, kiremitli çatıları sizi zaman yolculuğuna çıkartıyor. Yemyeşil doğası, her yerinden sular fışkıran güzelliğiyle bize yabancı gelmiyor. Türklerin ve Türkçenin izi canlı bir şekilde devam ediyor. Avrupa’nın orta yerinde ezan sesini duyabildiğiniz, “selamünaleyküm” diyerek dükkanlara girdiğiniz, “aleykümselam” denilerek karşılandığınız, girdiğiniz her dükkândan “Allah’a emanet cümlesi” ile uğurlandığınız tek ülke. Yaşam biçimine baktığınız zaman Batılı bir yaşam biçimi görüntüsü olmasına rağmen Bosnalıların kimliklerini korumak için İslami kültürel mirastan kopmak istemediklerini görüyorsunuz. Savaş sonrası Sırplara karşı Boşnaklarda örf ve adetlerine daha bir sıkı sarılma oluşmuş. Ancak bu yöneliş bir yaşam biçimi özlemini değil, kültürel bağların korunma arzusunu taşıyor.

20 yıl önce çok önemli bir toplumsal travma yaşanmasına yol açan savaşın, katliamın izleri halen duruyor. 3 buçuk yıl süren kuşatmada şehre tam 1 milyon 600 bin bomba düşmüş, 300 binden fazla insan öldürülmüştür. Ve savaş yıllarında Bosna’nın can damarı tünel. Evlerin altında kazılan ve Saraybosna havaalanına çıkan tünelden yaralıların, yiyeceklerin ve her türlü malzemenin sevkiyatı yapılmış. Tünel ve ev şimdi direnişi anlatan bir müze haline gelmiş.  Savaştan sonra imzalanan Dayton Anlaşması, Bosna Hersek’i, Boşnak, Sırp ve Hırvatların birlikte ve dönüşümlü yönettiği bir federasyon hâline getirmiş. Bugün ülkenin Sırp, Boşnak ve Hırvat cumhurbaşkanları var ve bunlar dönüşümlü görev yapıyor. Aynı şekilde ülkedeki bütün yönetim kademelerinde Boşnak, Sırp ve Hırvatlar birlikte çalışıyor. Çekilen çileler, katledilen yüz binlerce asker ve sivil, 3,5 yıl devam eden savaşın mirası Boşnaklar için ancak bir federasyon olmuş. Sarayova'da yaşanan savaşa rağmen 3 farklı ırk, dini ve mezhebin birlikte yaşadığını görüyoruz yine. Farklı dini ve etnik yapıların aslında birbirini tanımama ve yok etme gibi bir fikri yok. İyice anlamsızlaşan Dayton anlaşması yerine adil ve yeni bir anlaşma ihtiyacı çok belirgin.

Savaşta Hırvatların topçu ateşiyle yıkılan ve bütün dünyanın canlı yayında seyrettiği Mostar köprüsü, savaştan sonra Avrupa ülkelerinin desteği ve Türkiye’nin katkılarıyla yeniden aslına uygun olarak inşa edilmiş. Balkanlar’daki asma köprü kültürünün sembolü konumunda. Mahzun, kırgın ama küllerinden yeniden doğan Mostar, Bosna’nın en meşhur asma köprüsü. Bu kültürün altyapısını oluşturan isim kuşkusuz Mimar Sinan. Klasik Osmanlı ve Sinan mimarisini yansıtan bu köprülere Balkanlar’daki pek çok nehrin üzerinde rastlamak mümkün. Köprüler aslında bir yönüyle Balkanlar’ın kaderini tayin eden yapılar niteliğinde. Osmanlı zamanında askerlerin geçişi için inşa edilse de, ticareti canlandıran ve ülkelere medeniyet getiren köprüler, aynı zamanda büyük felaketlerin simgesi olmuş.

Köprünün mimarı, Sinan’ın öğrencisi Hayrettin. Onun köprüyü inşa ediş süreci bugün hâlâ anlatılan bir efsaneye dönüşmüş. Mimar Hayrettin, inşaya başlamadan önce aylarca şehirdeki Sarı Saltuk (Bılagay) tekkesinde konaklar. Nasıl bir köprü yapacağına dair uzun uzun düşünür, ızdırap çeker. En sonunda gece rüyasında Peygamber Efendimiz’i (sas) görür. İki Cihan Güneşi, kendisine, “Hilali yere indir” der. Heyecanla uyanan Mimar Hayrettin, böylelikle hilal görüntüsünde bir köprü yapar. Hilal, Bilge Kral Aliya’nın kabrinin önünde de mevcut. Kabri gölgeleyen yıldızlı bir gökkubenin altında hilal şeklinde bir havuz var. Bu kubbe ve hilal Fatih Sultan Mehmet Han’dan kazanılmış Anadolu sevdasıyla kalplerin halen Anadolu’ da olduğunu simgeliyormuş. Vefatından sonra silah arkadaşlarıyla aynı yerde gömülmeyi vasiyet eden  yüce insan Aliya’nın kabrinde Bosna’nın kurtuluşunu temsil eden “Asla köle olmayacağız” misyonu ile vasiyeti üzerine kendisinin ismi, sadece Allah’ın kulu manasına gelen “Abdullah” olarak nakşedilmiş.

Bosna ve Bosnalı kardeşlerimizin güzel gözlerinde sevgi, hüzün ve hasret var. Ortak dilimiz yok ama ortak duygularımız var. Ne olur unutmayın, orada bir şehir var uzakta. Gitmesek de görmesek de o şehir bizim şehrimizdir, o insanlar bizim insanımızdır.

Bu haber 4167 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam