Bugun...
10-06-2016 00:17:00 büyüt küçült

Yrd. Doç. Dr. Gülnur ERCİYEŞ

Hadi bizim oğlan al şu maçı!..

Muhammed Ali’nin vefat haberi duyulduktan sonra tüm sosyal medya şunu yazdı: “Maçlarını televizyondan canlı izlemek için sabahın erken saatinde kalkardık.” Ne kadar doğru. Efsane Ali’yi benim tanımam da öyle bir maç gecesi olmuştu.  O yıllar Eskişehir’de oturuyorduk. Küçücük bir çocuktum. Televizyonda canlı bir maç seyretmek için sabah olmadan uyanmak ve ailece televizyonun başına toplanmak çok heyecanlıydı. Ramazan ayında sahura kalkmamızın dışında ailece sabaha karşı ortak yaptığımız başka hiçbir şey olmamıştı. Ama o gece bütün aile nasıl heyecanla Ali’yi seyrettiğimizi,  Ali’nin kazanması için ne çok dua ettiğimizi, rahmetli babamın “hadi bizim oğlan, al şu maçı” diye nasıl heyecanlanıp bağırdığını hiç unutmadım.   

O gece boks tarihinin en önemli anlarından biri yaşandı.  Maç sürpriz bir karar ile Afrika'ya alınmış ve ortak görüş Foreman'ın Ali'yi ringde öldüreceği şeklindeydi. Çünkü Ali yaşlanmıştı. Foreman ise gelmiş geçmiş en güçlü boksördü.  Maç başladığında tüm salonda nefesler tutulmuş, Afrika halkı "öldür onu Ali!" diye kahramanlarını desteklemekteydi. Ali dans etmek yerine bütün maç boyunca iplerde bekledi ve dayak yedi. Salondaki herkes iplerden uzaklaşması ve dans etmesi gerektiğini haykırdı ama Ali bekledi. Ve dünyanın en sert yumruklarını yedi.

7 raund dayak yiyen Ali, 8. raundda Foreman'ı yere serdi ve ünvanını tekrar kazandı. Tarih yazılmış, dünya sokaklara dökülmüştü. Ali bu dövüşü büyük oranda dayanıklılığı ve zekası ile kazanmıştı. Maç boyunca yorulan ve yıkılmayan adama karşı daha fazla enerjisi kalmayan Foreman, 8.raund'da Ali'nin müthiş sağıyla yere yığılmıştı. Antrenörü maçtan sonra Ali'ye “Foreman'a düşerken neden vurmadın” diye sorduğunda “yeterince dayak yemişti” cevabını aldı. Foreman'a göre de Ali'yi onun dövüştüğü en büyük boksör yapan da bu andır.

Gerçekten tüm zamanların en iyi, en sağlam, en efsane sporcusuydu. 1960'lı yılların en önemli simgesiydi.  70’li yıllar Türkiye’sinde radyonun girmediği,  elektriğin  bile olmadığı köylerde bilinen ve desteklenen birkaç isimden biriydi.  Ali’nin maçlarını takip edebilmek için tüm köy aynı radyonun başında toplanıp, hep bir ağızdan Aliye destek olurlardı. 1974 yılında Türkiye’deki ilk canlı yayın denemesi  işte  Ali ve Foreman’ın bu efsane maçında yapıldı.

Hayatı boyunca birçok önemli maça çıkan, spor yaşantısının yanı sıra Müslümanlara ve ABD'deki siyah hareketlere desteğiyle de bilinen Muhammed Ali, boks kariyerini sonlandırmasının ardından Parkinson hastalığına yakalandı. Asıl adı Cassius Marcellus Clay Jr. olan efsanevi boksör, 1964'te İslam dinini seçerek Muhammed Ali adını almıştı.

1960'da profesyonelliğe adım atan Muhammed Ali, 18 yaşına girdiğinde Roma Olimpiyatları'nda altın madalyayı kazanarak tüm dikkatleri üzerine çekti. Ali, gençlik dönemini ABD'de ırk ayrımcılığının en yoğun olduğu dönemlerde geçirdi. Altın madalyalı Ali, ABD'ye döndüğünde bir restorana gitmek istedi. Görevliler “Burada sadece beyazlara servis yapılıyor” diyerek ünlü boksörü içeri almadı. Olimpiyat şampiyonu Ali de ırkçılığa karşı tepkisini ortaya koymak için madalyasını Ohio Nehri'ne attı.

'Ben boksun Elvis Presley'iyim', 'Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım', sözleriyle hatırlanan Muhammed Ali, yalnızca bokstaki başarılarıyla değil siyasi söylemleriyle de tanınıyordu. 'Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım' diyerek Vietnam Savaşı'na gitmeyen Muhammed Ali, 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırılmış, bokstan 5 yıl men edilmişti.

Lisansı ve pasaportu elinden alınınca dava süresince maddi sıkıntılar yaşadı ancak ailesinin yardımı ve üniversitelerde yaptığı konuşmalarla geçimini sağladı. 1970'te temyiz davasını kazanıp tekrar boksa döndü. Bu arada beyazlar da eskiye göre oldukça değişmişti, Atlanta Olimpiyatlarında meşaleyi yakma şerefini ona bağışlayıp nehre attığı madalyanın yerine, yenisini taktılar. Ali, zenci sporcular için iyi bir örnek oldu. Ekonomi, sanat ve siyaset sahnesinde hak ettikleri yeri bulamayan zenciler sahalarda boy göstermeye başladılar ve  atletizm, boks ve basketbolda dereceler yaptılar.  O, zamanının en iyisidir. 2012'de 70 yaşındayken 'boksun kralı'  ilan edildi ve tüm zamanların en iyi boksörü olarak gösterildi.

Muhammed Ali’ye sadece bir boksör olarak bakmamak gerekir. Çünkü o gücüyle olduğu kadar, kişiliğiyle de hep daha iyisini yapmaya çalışmıştır. 2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları üzerine Muhammed Ali, başında New York İtfaiye Müdürlüğü şapkası ile Sıfır Noktasına giderek destek ve dayanışmasını göstermek gereği duymuş ve şöyle demiştir: “Beni asıl inciten, 'İslam' adının bulaştırılması ve 'Müslüman' adının bulaştırılması, ve sorun çıkarılıp nefret ve şiddete yol açılması. İslam, katil dini değildir. İslam, barış demektir. Evde öylece oturup insanların sorunun kaynağı olarak Müslümanları yaftalamalarına seyirci kalamazdım.”

Muhammed Ali’yi olduğu gibi anlayabilmemizi sağlayacak şey ardında bıraktığı hoş sedadır.  1967 yılında Dr. Martin Luther King, Vietnam’daki savaşa karşı çıktığında eleştirilmişti. Ancak Dr. King yolunu değiştirmedi ve yeni duruşuna meşruiyet kazandırmak için “Muhammed Ali’nin ortaya koyduğu gibi, hepimiz siyahlar, kahverengiler, yoksullar aynı baskı sisteminin kurbanlarıyız” açıklamasını yaptı. Nelson Mandela, Robben Adası’nda hapsedildiğinde, Muhammed Ali sayesinde duvarlar yokmuş gibi hissettiğini söyledi.

Bedeli ne olursa olsun gerçeği konuşabilmek onun en büyük özelliğiydi. Bryant Gumbel’in seneler önce söylediği gibi “Muhammed Ali korkmayı reddediyordu. Böylece, başkalarına da cesaret aşılıyordu.” ‘Vicdani retçi olduğunu’ belirterek hiçbir savaşa katılmayacağını açıkladı. ‘Askerden kaçmak için değil savaşmak inancıma aykırı’ diyecekti. Ali, o dönemde ve sonraki hayatı boyunca her zaman savaşlara karşı çıktı ve savaşmayı reddetmeyi savundu. “Kendi inandıklarıma sahip çıkarak kaybedecek hiçbir şeyim yok. Hapse girerim, ne var yani? Biz 400 yıldır zaten hapisteyiz” diyecekti.

Bir zamanlar spor ve politika tamamen uzak iki ayrı dünya gibi görülürdü. Sporcular, ırksal, ekonomik ve politik sorunları konuşmaktan özenle uzak dururdu. Muhammed Ali’den sonra bu kurgu bir daha asla aynı olmadı. Ağır siklet boks şampiyonu bir adam  kavgasını ringin dışına çıkardı ve siyaset arenasına taşıdı. Dik durdu. Mesaj gönderilmişti.

Bugün hala Muhammed Ali’nin vermeye çalıştığı mesajın tamamını duymaya çalışıyoruz: Barış için savaşmanın gerekliliği üzerine bir mesaj.  Eski bir boksörün ölümünün bütün dünya ile beraber Anadolu’muzun her yöresinde aynı derecede yankı bulması, aynı derecede üzüntüye yol açması ve bizim oğlan olmasının sebebi bu olsa gerek.

Bu haber 6936 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam