reklam

Bugun...
24-08-2015 13:20:00 büyüt küçült

Ev alma, komşu al

Komşuluk ilişkileri özellikle büyük şehirlerde yok denecek kadar azaldı.  Eskilerin zaman zaman kardeşten yakın gördüğü, "ev alma komşu al" dediği, malını, mülkünü hatta çocuklarını emanet edebildiği komşular da.

Apartmanımın görüş alanından çevremde yok olan komşuluk ilişkilerini her gün üzülerek izliyorum. Bitişik veya yakın yerlerde yaşayanlar için komşu tabirini kullanırız. Bu öyle özel bir tabirdir ki, bazen insan kardeşlerinden, akrabalarından daha sıcak bir ilişki ile bağlanır komşusuna.  Bu iyi ilişkilerle aileler huzur ve güven içinde yaşarlar.  Mutluluk ve sevincin paylaşılmasında, sıkıntı ve kederin göğüslenmesinde ayrı bir öneme sahip olan komşular, fert ve ailelere toplum içinde destek olur. Dolayısıyla sosyal bünyeyi güçlendirir. Kötü komşuluk ilişkileri ise sürekli rahatsızlık, güvensizlik ve yalnızlık hissi uyandırır.

Sosyal dayanışma ve yardımlaşma açısından insana aileden sonra en yakın sosyal çevreyi komşular teşkil ettiği içindir ki, güzel dinimizde de komşuluk ilişkilerine titizlikle değinilmiştir. Peygamberimiz komşuluk ilişkilerinde nasıl davranmak gerektiği konusunda “evini onun rüzgârını, güneşini, manzarasını engelleyecek şekilde yüksek yapmama” olarak sayarak, komşuluk ilişkileri hakkında kuşatıcı bir çerçeve çizmiştir.

Günümüzde hızlı şehirleşmenin, çarpık yapılaşmanın ve değişen iş hayatının komşuluk ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği açıktır. Modern denilen materyalist hayat özellikle metropol karakterli yerleşim birimlerinde insanı yalnızlaştırdı. Bireysel, bencil ve tamamen kendi duygu ve isteklerinin esiri bir varlık haline getirdi. Bu olgu aile içi ilişkileri de olumsuz etkileyerek, gitgide kendi içine kapanan, küçülen çekirdek aile tipini öne çıkardı.  Bu yeni yaşam biçimlerimizde komşularımıza yer de,  hassasiyet de gitgide azaldı.  Aynı apartmanda yaşadıkları halde yardımlaşma, dayanışma bir tarafa; tanışmayan, konuşmayan insan tipleri oluşmaya başladı.

Komşuluk ilişkilerinin olumlu yönleri hakkıyla gerçekleştirilemese de, hiç değilse olumsuz yönlerinden kaçınmak mümkün değil midir? Komşularımızı rahatsız edecek davranışları yapmamak, gerçekten hak ve özgürlüklerimize indirilen bir darbe midir? Aslında cevaplar hiç de zor değil. Burada sihirli kelimeler “paylaşmak” ve “hoşgörü”. Paylaşma, komşunun hastasını ziyaretle, cenaze ve düğününe iştirak etmekle, maddi ve manevi sıkıntısını paylaşmakla, kederlerini teselli, mutluluk ve başarılarını tebrik etmekle gerçekleşir.  Bu kadar basit. Ancak ilginçtir çoğumuzun son derece doğal olarak gördüğü ve yaptığını düşündüğü bu paylaşımlar, uygulamada yeterince yer almıyor. Bunu anlamak için her gün kapısının önünden geçtiğiniz komşunuza en son ne zaman selam verdiğinizi ve hatırını sorduğunuzu veya en son ne zaman sakınmadan ufak tefek eşyalarınızı ihtiyaç duyan komşunuza ödünç verdiğinizi düşünmeniz yeter. Hâlbuki gerek dinimizde gerek kültürümüzde ve geleneklerimizde komşuluk hakları çok önemlidir ve büyüklerimiz tarafından çok önem verilmiştir. Öyle ki, komşu borç istediğinde verirsin, yardım istediğinde edersin, muhtaç ise giderirsin, hastaysa ziyaret edersin, ölürse cenazesine gidersin, bir nimete kavuşursa sevinirsin kutlarsın, bir musibete uğrarsa üzülürsün ve ona taziye edersin,  pişirdiğinden verirsin, izni olmadan ferahlatıcı rüzgârını kesmezsin, meyve aldığında ona da hediye edersin, alamayacağı şeylerle onu özendirmezsin.

Kişinin hoşgörü sahibi olabilmesi için de hem kendinde olanın hem de karşısındakinin insani değerlerini bilmesi lazımdır. Bu değeri gören insan kırmak ve kırılmaktan vazgeçer. İşte iyi ilişkilerin özü budur. Kırmamak ve kırılmamak. Çünkü kişi kıracağı kalbin kendisi gibi bir insan kalbi olduğunu idrak etmişse kelimelerini ona göre seçer, kırmaz. Kendisine yönelen hareketi ise “beni seven dostum yanlış yapmayayım diye beni uyarıyor” diye algılar ve kırılmaz. Çünkü hoşgörü yanlışı göstermemizi engellemez. Bu bakış açısı insanı tolere etmeye karşı güçlendirip, yani zorlamalı affı değil kendiliğinden kabulü getirir.

Sözlüklerde “her şeyi anlayışla karşılamak, olabildiği kadar hoş görme hali” şeklinde tarif edilen hoşgörü, ifade gücü bakımından müsamaha ve tolerans kelimelerinden daha ileridir. Çünkü müsamaha ve toleransta görmezlikten gelmek ve katlanmak, tahammül etmek gibi manalar vardır. Hoşgörüde ise bunları aşarak düpedüz hoş görmek, iyi bulmak söz konusudur.  İşte komşuluk hakları, komşularımızla ilişkilerimizde temel felsefemiz “paylaşmak” ve “hoşgörü” olursa ilişkiler kendiliğinden en olgun seviyeye gelir. Günlük hayatın koşuşturmacasına kapılıp komşularımızdan bir selamı, birkaç kelamı, bir tas çorbayı esirgemeyelim.

Bu haber 4503 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam