Bugun...
02-07-2015 13:52:00 büyüt küçült

Erdemin estetikle buluşması

İçine onlarca faydalı besin koyarak bulamaç haline getirdiği mamaları çocuklarına yedirmeye çalışırken çektiği zorlukları annelerin çoğu bilir. Bazen öyle sımsıkı kapatırlar ki ağızlarını, bir lokma dahi yediremezsiniz. Peki hiç tadına baktınız mı o bin bir emekle hazırlanan mamaların? Çoğu mamanın tadı bizim damak zevkimize uygun değildir. Çocuklarım küçükken böyle bir durumla karşılaştığımda, tadına bakıp son derece lezzetsiz bulduğum bir mamayı biraz bal katarak tatlandırmış ve başarılı bir sonuca ulaşmıştım.

Ne kadar ilginç değil mi, doğrudan, yararlıdan, iyiden, kötüden haberi olamayacak kadar küçük bir insan güzeli çirkinden ayırıyor, içgüdüsel de olsa, damak tadından da gelse hazzı arıyor, acıyı reddediyor. Platon çağımızdan yüzlerce yıl önce okul öncesi yaşlarda çocuklara güzel müzik dinleterek onların güzeli çirkinden ayırma yetilerinin geliştirilmesini önermiştir. Hatta güzel müziği “iyi insanların dinlediği müzik” diye tanımlayıp iyi ile güzel arasında bağlantı kurmaya çalışmıştır. Acaba estetik ile erdem arasında nasıl bir ilişki vardır? Etik değerleri yaşama geçiren bir eylem olarak tanımlanan erdemin hayata geçirilmesinde estetiğin işlevi nedir?

Dikkatinizi çekmiştir, bütün çizgi filmlerde kötülüğü simgeleyen figürler aynı zamanda çirkin olarak çizilirler. Bilim-kurgularda dünyayı ele geçirmek isteyen, olağanüstü güçlerle donatılmış yaratıklar kalın, hırıltılı, korkutucu seslerle konuşurlar. Bu yaratıklar, uzun tırnaklı pençeler, vahşi görünümlü yüz çizgileriyle donatılırlar. Fakat iyi kahramanlar aynı zamanda güzeldir. Melodramlarda bir ahlâk anıtı gibi idealleştirilen genç erkek ve kızlar hep en güzellerdir. Ama melodramların kötü kişileri daima etik değerlerin aşağıladığı  işleri yapan, hem görünüşleri hem de davranışlarıyla çirkinlerdir.

İnsan neden iyi, doğru ve güzel olanı birlikte görmek istiyor? İyi ve doğru olanla yetinmiyor, güzel olanı da arıyor? Mutluluğunu etik ve estetik değerlerin birleştiği olgularda arıyor, yani yaşamı estetik ilkelere göre yönlendirmek istiyor. Eylemlerini böyle bir erdem anlayışı içinde anlamlandırmaya çalışırken, eğer toplumsal anlamda gerçekleştiremezse, bireysel anlamda hayatına geçirmenin yollarını arıyor.

Aslında güzel ve iyinin birliği ve ayrılmazlığı Antikçağ 'dan beri bilinen bir olgudur. İlkel toplumda neyin iyi, neyin kötü olduğu konusundaki değerlendirmeler başlangıçta genel ve belirsizdi. Zamanla kavramlar belirginleşti, sınırlandı, tanımlandı. Yararcı, etik ya da dinsel olarak kendine özgü anlamlar kazandırıldı. Karşıtlıkları belirlendi. Yararlı ve zararlı,  hayır ve şer, kutsal ve şeytanî gibi kategoriler ortaya çıktı. Yararcılığın temelinde açıkça estetiksel bir yön görülüyordu. Yararlı olan, hayırlı olan, kutsal olan şey aynı zamanda güzel sayılıyor. Zararlı olan, şer olan, insana düşmanca olan şey de çirkin görülüyordu. Sonraları, toplumsal yaşamın giderek karmaşıklaşan yapısı, çok yanlı ve ayrımlaşan bir değerler sistemini getirmiştir.

Çağımızda ise insanlar tarihin en hızlı ilerleyen teknolojik gelişmelerine ayak uydurmaya çalışırken, bir yandan da erdemli bir yaşam kurmayı hedefliyorlar. Ancak, çoğu zaman estetik kaygıdan yoksun teknolojik ilerleme  bu hızla devam ederse, estetik kirlenme ile birlikte ruhumuz da kararmaz mı? Dünyada kısa süreli bir konukluğumuz var. Bu konukluğumuzu daha anlamlı, daha mutlu geçirebilmek için kendi çabamızla ne yapabiliriz?  

Mutluluğun iyiye yönelmek ve onu gerçekleştirmekle elde edilebileceğini savunan Sokrates, iyiye yönelen ve onu gerçekleştiren davranışlara da “erdem” adını verdi. Sokrates’i izleyen tüm okullar da iyinin ne olduğu sorusuna bir karşılık aradılar. Kimi mutluluğu “haz”da buldu, sürekli hazza kavuşmak için bilgeliğe yönelmeyi önerdi, Platon gibi kimileri ise idealar dünyasını  kavramakla gerçek mutluluğa ulaşılabileceğini savundu. Faydacılar ise faydalı olanın aynı zamanda haz verdiğini ileri sürerek, estetik haz uyandıran nesneye güzel dediler.

Kısacası insan hep iyinin ve güzelin peşinden koşmuş, yaşamı güzelleştirmek istemiştir. İnsanın insanla, toplumla, çevreyle olan ilişkileri estetik değerlerle bütünleşen bir sanat yapıtına dönüşmelidir. Çözüm, etik ve estetiğin birlikteliğinde.  İnsanlar etik olursa estetiği arzular. Ne kadar estetik içinde yaşarsa o kadar etik değerler kazanmaya başlar. Kendilerini ve etraflarını çirkinleştiren insanlar. Şehirlerimiz maalesef etik ve estetik değerlerden mahrum görünüyor. Halbuki, insanın algılayacağı en yüksek haz olan estetik hazzı içeren bir yaşam insanları huzurlu kılan yaşamdır. Öyleyse bu iki değerin eğitim programlarına girmesi şarttır. Estetik yanı olmayan tek kimlikli erdem kavramının bu yönde tekrar tanımlanması iyi olmaz mı?

Bu haber 4968 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam