Bugun...
01-05-2018 17:29:00 büyüt küçült

Op. Dr. Serhan ÇELİKHİSAR

Gri'den beyaza Karşıyaka

1 Mayıs sabahı Karşıyaka’da gri bir gökyüzüne uyandım İşçi ve emekçinin bayramı bile gri mi olacak diye hayıflandım. Neyse ki Karşıyaka’nın her hali ayrı bir güzeldi ve ekmeğini emeğiyle kazanan herkesin bayramını bayram sevinciyle ve koşullarının daha iyi olacağına dair inancını kaybetmeden geçirmesi için gökyüzünün geçici griliğinden etkilenmeyeceğine dair içimi bir mutluluk kapladı sonradan...

Gri; çok ara bir renk zaten. Bakış açına göre siyaha da çalabilir, beyaza da... Babam hayatı boyunca evlatlarına en fazla şu sözü söylemiştir belki de ; ‘’hayatta her şeyinizi kaybedebilirsiniz, ancak ne olursa olsun neşenizi kaybetmeyin’’... Ramazan ayında bazı kanallarda iftar vakti çıkan ortak bir dua vardır. O duanın bir cümlesinde de ‘’Allahım bizlere yaşama sevinci ver’’ şeklinde bir ifade geçer zaten. Ya da Robbbin Williams’ın başrolünde oynadığı ve benim meslek hayatımda hastalara yaklaşımıma dair de tesir bırakan ‘’Patch Adams’’ filminde olduğu gibi, en umutsuz hastalara bile geçirdiği her günü neşeyle geçirip ileriye dair de umut aşıladığı yaklaşımıyla onlara mutluluk vermesi... Yani her daim, gri ile karşılaşınca onun beyaza daha yakın olduğunu düşünmek herkes için çok daha iyi bir şey. Bir dönem bestseller olan ‘’Secret’’ kitabının temel dayanağı olan düşünce de bu değil miydi?! Evrene nasıl bir enerji gönderirisen aynı şekilde sana geri dönecektir... Bunu hayatımızın her alanına uyarlayabiliriz. Üstad Çetin Altan’ın dillere pelesenk olan ‘’enseyi karartmamak lazım’’ lafı ne de güzeldir umudunu taze tutup karanlıklardan aydınlığa çıkılacağına duyulan inancı taze tutmak adına! En azından biz böyle görürüz hayatı, Karşıyakalılar...

Ağıt yakmak, yerlerde dövünüp yuvarlanmak bizim kültürümüzde yoktur. Ne mutlu..! Karşıyaka ve Karşıyaka Spor Kulübünün birbiriyle iç içe geçmiş bir bütün olduğunu düşünecek olursak bu sene Karşıyakalılar için sportif anlamda, özellikle de futbolda son derece üzücü bir sezon olmasına karşın tepkiler sadece (bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi) düştüysek, kalkarız yönünde oldu. Ancak farklı kültürlerden gelen ve olasılıkla iyi niyetle Karşıyaka Spor Kulübü’nün içine düştüğü mali krize çözüm getirmek için sahiplenmeye niyetlenen bazı maddi gücü yerinde kişilerin açıklamaları maalesef ki biz Karşıyakalıları manen yaralayacak nitelikte kanaatindeyim. Bazı gerçeklerin ifade ediliş şekli, ifade edilen şeyin içeriğinin doğruluğundan daha önemli olabiliyor. Kastettiğim Mesut Sancak’ın son açıklamaları... Şahsen benim bir Karşıyakalı olarak gururumu rencide etti. ‘’5 sene sonra Karşıyaka Spor Kulübü kalmaz ve kulübün bütün branşları batar’’ cümlesi bence oldukça ağır...

Bu cümlenin tabii ki de öncesi ve sonrası da var. Yakın bir zamanda Hüseyin Mutlu Akpınar’ın bence de üslup olarak yanlış olan konuşmasından ‘’içimizde bunlar da var’’ diyerek bitirdiği bir cümlesinin sadece başını kullanmak suretiyle tüm Karşıyakalılara hakaret etti algısı yaratılmaya çalışıldığı gibi, aynı şeyi ben de Mesut Sancak için yapmak istemem! Söyledikleri belki de mevcut olan bir gerçeğe dikkat çeken içerikteydi! Ancak ne olursa olsun koskoca Karşıyaka’nın kalbi olan Kaf Sin Kaf’ımızın bu gidişle 5 yıl içinde kalmayacağını söyleyebilmek ya fazlasıyla cüretkar bir tutum ya da geldiği farklı kültürel altyapının ağıt yakma geleneğinin yansıması olarak görülebilir.

Asıl, işadamlarının çalışma zeminleri çok kaygandır. 106 yıllık bir efsane kulübün derinliklere salınmış olan kökleri gibi kökleri de olmadığından, döviz kurlarındaki ufak bir oynama ile veya mevcut siyasi iradenin değişmesi gibi faktörlerle; değil 5 yıl, 5 ay sonra ne olacakları bilinemez... Laf ağızdan çıkana kadar senin esirindir, ağızdan çıktıktan sonra ise sen onun esiri olursun..!

5 yıl sonrasına dair, mevcut koşullar değişmez, birileri kulübümüzü sahiplenmezse bahis konusu ettiği öngörüsünün vuku bulacağı gerçeğini aklı başında hiçbir Karşıyakalı zaten reddetmiyor ama bu da böyle ulu orta, pattadanak söylenmez ki canım! Dediğim gibi her Karşıyakalının kalbidir kulübü ve sen kalp kırıyorsun sayın Mesut Sancak. Belki de olanca iyi niyetine rağmen... Bu, konunun duygusal boyutu.

Teknik anlamda ise önerdiği çözümün şekline de katılmıyorum. Kurtuluş, basketbolun sırtından geçinmeye devam ederek diğer branşları da kurtarmak ‘’asla’’ olmamalıdır. Basketbol kendi yağıyla kavrulsa her sene ilk dörde girebilecekken, bu mantık yüzünden zaten henüz 3 sene önce şampiyonken bu sene düşmemeye oynamak durumunda kalmadı mı! Madem ki çok iyi niyetlisin, madem ki kurtarıcı olmak konusunda niyet beyanın var, sen de futbol şubeyi tek başına ele al bunu öyle yap. Yapabiliyorsan..!

Ne olursa olsun, birirlerinin Karşıyaka adına düşünmesi, çözüm üretmeye dair adım atması veya atmaya yeltenmesi yine de güzel tabii ki... Kimse elini taşın altına koymaya girişmezken hiç yoktan iyidir. Ama hayal bu ya; kulübün borcu 55 milyon madem, Mesut Sancak da hiç karşılıksız olduğunu ifade ettiği şekilde sezon ortasında 3 milyon vererek puan silme cezasından kurtarmanın haklı gururunu da yaşadığına göre, aynı gururu yaşamak isteyen 20 büyük şirketle anlaşılıp 3’er milyon da onlar aynı şekilde verse ve Karşıyakamız dernek statüsünden çıkmadan bu borç batağından sıyrılsa... Sonrasında kendi gelir getiren tesislerine kavuşup alıp başını gitse... Koskoca İzmir’de, hatta buna Manisa-Aydın gibi yakın iller de dahil edilerek 20 tane başka babayiğitler de bulunsa ne de güzel olur! Dediğim gibi hayal bu ya... Hayal ederken bari kendimizi kısıtlamayalım.

Sağlıcakla kalın...

 

 

 

 

Bu haber 1021 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam