Bugun...
12-06-2017 16:13:00 büyüt küçült

Yılmaz DURMAZ

Benim de bir annem vardı

Anneler günü kutlaması erken başladı. Başladı, başlamasına da yüreğim kanayarak haberi yaptım. Annelerin mutluluk fotoğraflarını çekmezsem olmazdı. İşim buydu. İşimden çok da Anneme bağlı tükenmez sevgim ve saygım. Her anne gibi benim Annemde unutulacak bir anne değil. Yazıyı yazmasam olmazdı.

Anneler Günü’nde arayıp da nasılsın, bir emrin, isteğin var mı? Diyebileceğim bir Annem dört yıldır yok. Annem. Hiçbir zaman da isteği olmadı? Tam tersine “Senin buradan bir isteğin var mı?” derdi.

İzmir’den Batman Kozluk’taki sesi duymak bile beni mutlu ediyordu. Ama şimdi o da yok.

Sesini duymak için neler vermezdim, neler…

Annen yanı başında duruyorsa, uzakta da olsa sesini alabiliyorsan dünyanın en şanslı insanısın bence.

Herkes için annesi mutlaka değerlidir, olmalıdır da.  Benim Annem çok ama çok değerliydi benim için.

Yıllar önce gazetede ondan söz ettiğimi ona söylemişlerdi. Okuma yazma bilen birini bulup okutmuştu. Çok sevinmişti, onu kaleme aldığım için. Beni aradı teşekkür etmek için. Onun yaptıklarının yanında benimkisi neydi ki?

Ben sadece bir iki cümle yazmıştım. O ise yaşamın acımasızlığına direnmekle kalmamış, bizi de o acımasız yaşam koşullarına rağmen en iyi şekilde yetiştirmişti.

Babamın ölümünden 2 ay sonra 8. Çocuğunu Dünya’ya getirdi. Babam, belediyede çöpçüydü. Sosyal güvencesi var sanılıyordu. Kayıtlarda bulunamadı. Nasıl maaş bağlanılacağı mı bilinmemişti yoksa sigorta pirimi mi yatırılmamıştı? Anlayamadık. Maaş bağlanamadığı için oldukça yoksulluk yaşadık Annem ve yedi kardeşim ile birlikte.

Babam 46 yaşında amansız hastalıktan yaşama veda etmişti.  Babam, varlıklı olan babasının mirasını ret etmişti. Annemde babamın kararına saygılı davrandı. Onca yoksulluğa rağmen, Babamın mirasının peşine koşmadığı gibi bizleri de koşturmadı.

Buğday hasatlarında toprakta kalan buğday tanelerini parmak uçları ile topladı. Taş değirmenlerde öğüttü, sekiz çocuğa ekmek yaptı, karınlarını doyurdu.  Berivanların arkasından yürüdü sabahın ilk ışıklarında. Hayvanlarının gübresini toplayıp tezek yaptı, çocukları üşümesin diye ocakta yaktı...

Kahvaltı soframızda mercimek çorbasının yanında, yumruklanarak kırılan kuru soğan. Kahvaltı soframızın en lüks yiyeceği "murtaga" denilen yağda kavrulmuş undu.

Çalışan kadınların çocuklarına dadılık yaptı. Baktığı çocukların yemediklerini bizlere yedirdi. Giymediklerini bizlere giydirdi.

Babamdan maaş bağlanılmadı ama çöpçü kadrosuna alındı belediyede. Belediye Başkanlığı başka aşirete geçince işten atılma korkusu ile devletin memuru olarak kız yatılı bölge okuluna geçti. Orada kız çocuklarının elbiselerini yıkadı. Yoksul, kimsesiz çocuklara annelik yaptı. Yöneticiler,  öğretmenler çalışanlar tarafından çok ama çok sevildi. 

Çünkü o, acımasız dünya düzenine başkaldıran bir kadındı.

Eğitime çok meraklıydı. Beni okula kayıt etmek için öğretmenlerin peşine koşturmuş, yeni bir önlük alamamıştı. Ablamdan kalan önlüğü küçültüp bana uydurmuştu.  O beni onurlu, insanlığa hizmet için yetiştirdi, 3 fakülte bitirtti.

Benim Annem onurlu, çevrelerinde sevilip sayılan, başkasının hakkına göz dikmeyen, kendi hakkını da başkasına yedirtmeyen 8 çocuk yetiştirdi.

Çocukları ile mutlu yaşayan, binlerce kilometre uzaklıktaki çocuklarına yanındaymış gibi hissettiren bir anne.

Öyle bir anne nasıl unutulabilir ki.

Son söz “İnsan her şeye alışıyor da, varlığına alıştığı kişinin yokluğuna alışamıyor!”

Bu haber 2664 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam