Bugun...
08-10-2017 13:33:00 büyüt küçült

Sancar MARUFLU

İzmir'i özlemek için...

İzmir’imizin değerini bilmek için, mutlaka bir kez İstanbul’a gidip, orada bir kaç gün yaşamamız gerekiyor.                      
Son 20 yıldır, İstanbul’a yapılan bunca yatırıma karşın, maalesef İstanbullular “huzurlu ve rahat bir yaşam” sürdüremiyorlar. Önceden alt yapıları iyi ve sağlıklı planlanmamış, bütün büyük kentlerin dramı bu.                     
Hızla artan insan ve araç yoğunluğu yüzünden, İstanbul’da karmakarışık, oldukça yoğun bir                kentsel hayat yaşanıyor. İnsanların birbirlerine saygısı kalmamış. Merhamet, paylaşma ve dayanışma duyguları tamamen bencilliğe ve maddiyata dönüşmüş.                
Taksilerin çoğu, mağdur ve engelli insanları bile, araçlarına, ancak; tarifenin üç misli ücret ödersen alıyorlar. İstanbul’da üç gün içinde yaşadıklarımı gördükten sonra, artık; İzmir için de endişe duymaya başladım. Belki yeri bu köşe değil. Ancak; bu günlerde İzmir’in geleceğini de, artık daha çok derinden düşünmeliyiz ve de tartışmalıyız. Geleceğin İzmir’i için şimdiden çok cesur ve ödünsüz kararlar almak zorundayız. İnşallah; Benim gördüklerimi, Benim gibi gören ve geleceğimizi düşünenler vardır.                                Çok hareketli geçen ve unutulmaz kayıplarımızın yaşandığı Ekim Ayında anma etkinliklerimizi sürdürüyoruz. 10 Ekim Salı günü, Saat: 14.00’te; İzmir’li ve Karşıyakalı evrensel değerlerimizden;                  Yazar, düşün adamı, yayıncı ve Şair Attila İlhan’ı  12’nci hasret yıl gününde, Ressam, Çevirmen, Fahrünnisa Kadıbeşegil’i 8’nci hasret yıl gününde, Karşıyaka’lı Hukuk ve düşün adamlarından Av. Güney Dinç’i 3’ncü hasret yılında, Av. Cengiz İlhan’ı ise 6’ncı yıl gününde birlikte anacağız. Karşıyaka Sahilinde ki, “Karşıyaka Zübeyde Hanım Nikah Sarayı’nın yanında, “Attila İlhan Büstü”nün başında toplanıp bu yıl da geleneksel etkinliğimizi sürdüreceğiz. 13 Ekim Cuma günü, ise; yine Saat: 14.00’de, bu kez; “Kültürpark Montrö Kapısı” içinde ki, “Halikarnas Balıkçısı Bitkilik Bahçesinin başında” bulunan “Anıt Büstü”nün başında, “Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı”yı 44’ncü ölüm yıldönümünde, Ekim ayında yitirdiğimiz değerlerimizden Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nail Çakırhan, Dr. Nejat Ferit Eczacıbaşı, Bahriye Üçok birlikte sürpriz katılımlarla anacağız.
 İlgi duyan herkesi etkinliklerimize bekliyoruz.                                                
Her 10 Ekim, Benim için; asla unutamayacağım bir hüznün günüdür. 3 yıl önce 10 Ekim 2015 Sabahı, Ankara’da, Gar önünde yaşanılmış ve içlerinde 3 yakın arkadaşımın da olduğu ve 105 kişinin öldüğü <Bombalı Katliam> aklıma geldikçe, adeta yüreğim parçalanıyor. Cumhuriyet tarihi süresince böyle bir olay yaşamamıştık. Tam 105 kişi hayatını kaybetmiş ve bir O kadar da sakat ve engelli olarak yaşamını sürdüren insanımız olmuştu. Failleri hala meçhul olan Bu olayı lanetliyorum.     Şahsen Ben; özellikle huzur ve barış isteyenlere, kardeşçe ve dostça yaşamak isteyenlere yapılmış bu çirkin ve haince saldırıyı asla unutmayacağım.                                 
Son 15 yıl içinde çok önemli kültür, sanat, siyaset, eğitim ve düşün değerlerimizi, hep Ekim aylarında yitirip, toprağa verdik. 3 yıl önce yine bugünlerde yitirdiğimiz 2 değerli kültür insanını Tomris İnceer ile Şennur Sezer’i de ard arda kaybetmiş olmanın acısını daima yaşıyorum. Şennur Sezer’le Tomris İnceer birbirlerine çok yakın karekterde sanatçılardı. 66 yaşında yitirdiğimiz Tomris İnceer ile 55 yıl önce, İstanbul Harbiye’de ki Radyo Evi’nde tanışmıştım. Biz; Rahmetli İdil Abla’mın (İdil Öztamer’in) çocuk programınının genç sanatçılarıydık. “Tomiş” dediğimiz Tomris İncer, mesleki eğitimini çok yoğun sürdürmüş ve Türkiye’nin en başarılı tiyatro ve sinema sanatçılarından birisi olmuştu. Çok severdik birbirimizi. Hastalanmama üzülmüştü. Beni her hafta mutlaka arardı. Çok sessizce, onun tabiriyle; “abartmadan” sürdürdüğü mendebur kanserle olan kavgasında maalesef yenik düşmüştü. Onu çok sevdiği Foça’sına ilalebet kavuşturmuştuk. Türk şiirinin en güçlü kadın seslerinden şair Şennur Sezer’i ise 72 yaşında kaybettik. Yüzlerce ödülün sahibiydi. Eşi Adnan Özyalçıner ile birlikte hazırladıkları sayısız denemeleri de vardı. Beni Şennur Sezer’le yıllar önce İstanbul’da birlikte çalıştıkları Taşkızak Tersanesi’nde Tiyatro Kuramcısı ve Elektrik Y. Mühendisi S. Günay Akarsu tanıştırmıştı. En az 45 yıllık dostluğumuz vardı. Şennur Sezer, verimli kalemiyle adeta yaşayan bir kütüphane, hayata soldan bakan duruşuyla onurlu bir yürek olarak hep hatırlanacaktır. Her yıl Tüyap Kitap Fuarları’nda bir araya geldiğimiz Şennur Sezer’le en son Yunus Nadi Ödülünü aldığı gün karşılaşmıştık. Şiir, deneme, inceleme, çocuk kitapları, anlatı ve yemek kitabı gibi pek çok eser üretmiş müstesna bir değerimizdi. Duygu Asena’da Onu çok severdi. Tomris İncer’de, Şennur Sezer’de hayata pozitif bakan, dayanışmacı ve paylaşımcı, oldukça sevecen, iyi yürekli dostlarımdı. Onları çok arayacağım. 15 yıl önce 17 Ekim’de Çeşme, Alaçatı’yı ilk kez keşfederek Türk turizmine kazandırmış çok yönlü değerimiz, iletişimci-dekoratör meslekdaşım Leyla Figen’i yitirmiştik. 5 yıl önce ise “Karşıyaka Delikanlısı” olarak tanınan, Ege ve İzmir turizminin vefakar rehberlerinden Kenan Tapman’ı toprağa vermiştik. 8 yıl önce ise İzmir’den çıkmış ilk Dünya Şampiyonu Güreşçimiz ve hayırsever işadamımız, K.S.K.’li Muharrem Candaş’ı, 11 yıl önce ise; bir 21 Ekim’de Karşıyaka’lıların efsane Başkanı Ali Ulvi Kiremitçiler’i ve yine 18 yıl öncesinin 21 Ekim’inde İzmir’den Milletvekili olmuş ilk Kültür Bakanlarımızdan Ahmet Taner Kışlalı’yı faili hala meçhul olan bir cinayet sonucunda yitirmiştik. 6 yıl öncesinin 24 Ekim’in de de; İzmir’in ve Karşıyaka’nın ilk Çocuk Hekimlerinden Dr. Ziya Ertemer’i toprağa vermiştik. 3 yıl önce de köy enstitülü kültür insanımız Talip Apaydın’ı toprağa vermiştik. Ve ilginç tesadüfe bakınız; İzmir’de çağdaş ve modern özel eğitimciliğin 2 önemli kurucusundan Bahattin Tatış ile Necdet Doğanata hocalarımızı; her ikisini de, 26 Ekim’lerde yitirmişiz. İzmir Özel Türk Koleji’nin kurucusu Bahattin Tatış’ı 9’ncu ölüm yıl gününde, Fatih Koleji’nin kurucusu Necdet Doğanata’yı ise 4’ncü ölüm yıl gününde anacağız. 
Ekim kayıplarımız bu kadarla da bitmiyor.             
Maalesef daha da var. Onları da hatırlatacağım.       
 Ancak öncelikle 7 Haziran genel seçimlerinden hemen sonra yeniden tırmanmaya başlayan terör cinayetleri yüzünden sadece son 50 günde yüzün üzerinde evlatlarımızın şehit acılarıyla karşılaştık.                          Çok acıdır ki; Ekim başından itibaren, hiç durmak bilmeyen kalleş terör örgütlerinin, hain tuzaklarıyla                     25 civarında güvenlik görevlimizin şehit acılarıyla sarsılıyoruz. Yüzlerce yaralımız da çeşitli hastanelerde tedavi görüyorlar. Bu acılar da ekim acıları olarak yüreklerimizi yakıyor. Yine Ekim ayları içinde; 9 yıl önce; Sanat, Bilim ve Kültür Duayeni Prof. Dr. Metin And’ı,  yine 9 yıl önce; Dünya Mimarı ve Ağa Han Ödülü sahibi, bilgeler önderi, edebiyatçı - şair Nail Çakırhan’ı da toprağa vermiştik. 9 yıl önce; bir Salon Etkinliğinde;  Attila İlhan’ı, Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı, Dr. Nejat Ferit Eczacıbaşı’yı, Metin And’ı, Nail Çakırhan’ı, Ahmet Taner Kışlalı’yı, Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Leyla Figen’i, Ali Ulvi Kiremitçiler’i, Muharrem Candaş’ı ve Erdal İnönü’yü topluca anarken, telefonum acı acı çalmış ve İstanbul’dan arayan bir arkadaşımdan, Düşün Adamı ve Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da ölüm acısını alarak sarsılmıştık. O anda Kürsüdeydim. Hemen mikrofondan salonda bulunan 300 kişiye anons yaptım. Salondakileri saygı duruşuna davet ettim. O anda hemen Prof. Dr. Şadan Gökovalı’nın seslendirdiği Fazıl Hüsnü’nün, “Söyle Sevda İçinde Türkümüzü, İnsan Nasıl ölebilir? Yaşam Bu Kadar Güzel Olabilirken?” dizelerinin eşliğinde andığımız tüm değerlerimizle birlikte, belki de Türkiye’de ilk kez Fazıl Hüsnü Dağlarca için Saygı Duruşunu İzmirliler olarak İzmir’de biz gerçekleştirmiştik. Salonda herkes hüzün içindeydi. Gözyaşlarını tutamayanlar oldukça fazlaydı. Ekim aylarında yaşanılmış çok mutlu olaylarımızda var elbet. 90 yıl önce 15 Ekim 1927 sabahı Büyük Atatürk, Türk halkına en yüce armağanı olan efsanevi <nutuk>’unu okumaya başladı. “Atatürk’ün Söylev’i” de dediğimiz <nutuk>’un okunması 6 gün,  6 saat süreyle 20 Ekim 1927 gününe kadar sürdü. Nutuk’un okunmasını 6 gün süreyle ortalama 600 seçilmiş kişi hiç fire vermeden heyecanla ve zevkle bizzat Atatürk’ün ağzından dinlediler.      
Atatürk, “nutuk” unda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, Milli Mücadele’nin ilk yıllarından Cumhuriyetin 5’nci yılına kadar yaşanmış her şeyi kendi yorumlarıyla anlatmış ve kitaplaştırmış. Günümüzde de <Atatürk’ümüzün Nutuk’unu> herkes, hepimiz okumalıyız. Çocuklarımızın da, torunlarımızın da okumasını sağlamalıyız. İzmir Sevdalısı ve 4 dönem İzmir Milletvekili, Başbakan Yardımcılığı ve Dış İşleri Bakanlığı da yapmış müstesna değerimiz, Prof. Dr. Erdal İnönü’yü de; 10’ncu ölüm yıldönümü olan 31 Ekim’de; İzmir’lilere en son hitap ettiği Kültürpark’da Babası İsmet İnönü’nün Atatürk ile birlikte yer aldığı “Lozan Barış Anıtı” önünde anacağız. Prof. Dr. Erdal İnönü, İzmir için de çok önemli hizmetler yaratmıştı.                       
Erdal İnönü yaşamı boyunca İzmir’i hep sevdi. En son 9 Eylül  Kutlama Mesajıyla İzmir’lilere veda etmişti. Ekim ayında yaşadığımız tesellisiz ve telafisiz kayıplarımız için herkese, hepimize başsağlığı dileklerimi Sevgilerimle sunuyorum.

Bu haber 241 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam