Bugun...
25-03-2016 00:15:00 büyüt küçült

Mehmet ERDÜL

Gulamperestlik, oğlancılık demektir
“Yürü selvi boylu sevgilim Sadabad'e gidelim."
 
 Cinsel ilginin erkek çocuk veya gençler üzerinde toplanması, cinsel yönelim ve ilginin anal sekse  olduğu, erkek erkeğe seks veya gey  bireyler arasındaki ilişkide Osmanlı'da gulâmperestlik olarak adlandırılan erkeklerin veya eşcinsel erkeklerin kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunma durumudur.
Osmanlı İmparatorluğu'nda eşcinsellik, oğlancılık, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşamış eş cinsellerin yaşam biçimidir.
Osmanlı'da cinsel yönelim ve ilginin erkek erkeğe ilişki ya da erkek erkeğe seksedir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda seks işçisi eşcinsellere "hîz oğlanı" denir ve "hîz"ler devlet tarafından kayıt altına alınırlardı.
 
Hayatını bu işten kazanan erkekler "defter-i hîzán" adlı kütüğe yazılırlardı.
Osmanlı ordusunda eşcinseller Yeniçerilere hizmet eden "civelek" olarak tanımlanmış, savaşlarda ihtiyacı karşılamak üzere civelekler taburu oluşturulmuştu.
 Civelek taburunda yer alan askerlerin her birini bir yeniçeri sahiplenmiştir.
Orhan Gazi zamanında (1326-1359) Osmanlılara esir düşen Bizans’ın Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas, Osmanlı’da sapkınlığın çok yaygın olduğunu, özellikle Hristiyan esirlere yönelik tacizlerin çok olduğunu yazar hatıratında.
 ‘Oğlancılığın’, I. Bayezid döneminde başladığını kabul eden kaynaklar ise suçu Bayezid’in karılarından Sırp asıllı Olivera Despina’ya atarlar.
 Olivera Despina  kocası için bulduğu Hıristiyan oğlanlarla başlamıştır eşcinselliğin Osmanlı’da kurumsallaşması ve saraydaki ‘iç oğlanları’ örgütlenmesinin nüvesini bu oğlanlar oluşturmuştur…
 
II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinin tarihçisi, divan katibi, valisi Gelibolulu Mustafa Ali (ö. 1600), dönemin eşcinselliğe bakışını en güzel özetleyen eserlerden biri olan Mevâidün Nefais fi Kavaidil-Mecalis’i (Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları) kaleme almıştı.
Gelibolulu Mustafa Ali, Mevâid'in çeşitli bölümlerinde Osmanlı eyaletlerinde yaşayan çeşitli ırk ve etnik kökenden toplumların delikanlıları hakkında kısa kısa bilgiler veriyordu. Örneğin;
 
 “Tüysüzler soyundan namert lokması olanların çoğu Arabistan piçleri ve Anadolu Türklerinin veled -i zinalarıdır, onların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez,” diyordu.
Örneğin; “Edirne, Bursa ve İstanbul'un ince bellileri her yönden kusursuzlukta ve güzellikte onlardan ileridir,” diyordu.
Örneğin; “Kürt tüysüzleri, anadan doğma evbaş olanların tecrübesine göre sağlıklı, yumuşak ve uysal ve her ne teklif olunsa dinleyip yapmaları çok olur.
Hele bellerinden aşağısını kına ile boyatır, dizlerine ininceye kadar boyanarak kendilerini süslerler,” diyordu.
 
Tarihçilerin ‘Lale Devri’ adını taktığı III. Ahmed döneminin  ünlü şairi Nedim’in şu beyitini inceleyin;
 
"İzn alub cum'a nemâzına deyû mâderden
Bir gün uğrılayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşub iskeleye doğrı nihân yollardan
Gidelim serv-i revânım yürü Sad'âbâde."
 
Günümüz Türkçesiyle şair şöyle diyor:
"Annenden cuma namazına gideceğiz diye izin alıp
 Sitemlik felekten bir gün çalalım.
Gizli yollardan iskeleye doğru dolaşıp,
Yürü selvi boylu sevgilim Sadabad'e gidelim."
 
Osmanlı özentilerinedir sözüm. Cuma Namazına kadınla gidecek değil ya. Hem izin alacaklar hem gizli yollardan iskeleye gideceklermiş. Neden acaba? Rezil olmak için Ensar Vakfı'nda olmana gerek yoktu. Sadabad’a gideydin de kimse bir şey duymayaydı.
Bu haber 3477 defa okunmuştur.
reklam
MAKALE YORUMLARI
reklam
reklam
haber arşivi
reklam
reklam